YOLDA OLMAK

İnsan, anlamını çözmekte en fazla zorlandığımız varlık. Kâinatta gördüğü her şeye bir anlam yükleyen ve onları niteleyen insan, var olduğu günden bu güne kendi sırrını çözemedi. Her düşünce biçimi buna kendince açıklamalar getirdi elbet. Kimisi insanı biyolojik olarak; et, kemik, kan, sinir hücreleri gibi unsurlarla tanımladı. Kimisi ise insanı bu dünyaya ait olmayan, ilahi bir varlık olarak ele aldı. Her halükârda üzerinde uzlaşılmış bir insan tanımına bugün dahi sahip değiliz. Tüm insanlığın zihinsel üretiminin en temel sebeplerinden birisi de bu bilinmezliğin sürüyor olması.

Söylenen her kelâm, sonunda bu soruya gelip dayanıyor. Çünkü hakikati arayan herkes, sonunda kendisinin bu hakikat içerisindeki konumunu da merak ediyor. Acaba insan edilgen mi tamamen, yoksa hakikat sadece insan onu gördüğü sürece mi mevcut? Bildiğimiz geçmişi birkaç bin yıl olan bu sorular hâlâ zihinsel anlamda iştahımızı kabartan sorular.

Soru sormak insanın aramakta olduğunu gösterir ve arayış, eğer sahih bir niyetle temelleniyorsa, insanı tahmin ettiğinden daha öte noktalara ulaştırabilir. Çünkü Allah insana bilmediklerini öğretmiştir (Alak Suresi, 5. ayet) ve tekrar tekrar öğretmeye de kâdirdir.

Burada önemli bir noktayı da atlamamak, unutmamak gerek. Bilmek, acaba gerçekten de vardığımız zaman tatmin olacağımız bir menzil mi? Bir şeyleri öğrenmek ve bunları aktarmak mı asıl gayemiz, yoksa ondan ötesi mi? Burada Fuzûlî’nin beyiti geliyor aklıma:

İlm kesbiyle pâye-i rif’at arzu-yi muhâl imiş ancak

Aşk imiş her ne var âlemde, ilm bir kıyl-ü kâl imiş ancak

İlmi aşağılamaktan öte, aşk’tan yoksun bir ilim arayışının anlamsızlığını hatırlatıyor bu beyit bana. Ne yazık ki dergimizin bir önceki sayısında kavramlar üzerine konuşup yazdığımızda üzerinde ısrarla durduğumuz gibi, kavramlarımızın içi boşaltılmış durumda. Bu yüzden önceki cümlede kastedilen “aşk” ifadesi, sığlaştırılmış kavramlar üzerinden anlaşılmamalı. Belki Fethi Gemuhluoğlu’nun “aşk”tan ne anladığı ve bu konudaki tavsiyeleri, niyetimin anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Bundan üç buçuk yıl kadar önce, 15 Nisan 2015 tarihinde bu platformda ilk yazılarımızı yayınladığımızda biz de bir arayış içerisindeydik. İnsana, çevreye, topluma, dünyaya dair merak ettiklerimiz vardı. Merakımızı gidermesini umduğumuz kaynakları okuyor, inceliyorduk. Zaman içerisinde zihinsel iştahımız azalmak yerine daha da arttı. Çünkü insan bildikçe, ne kadar az bildiğini fark ediyor ancak.

Geçen süre içerisinde farklı konulara değindik bu platformda. Hepimiz kendi birikimimizce bazı ürünler ortaya koyduk. Umduk ki merakımızı paylaşanlarda bir yankısı olur kelimelerimizin.

Ve şimdi, uzun bir aranın ardından yeniden, yeni bir yüzle buradayız. Çünkü arayışımız devam ediyor. Arayışın bittiği noktada zaten donuklaşma başlıyor. Her şeyi bildiğini iddia eden, aslında hiçbir şeyi bilmediğinin farkında olmuyor sadece. Bu yanılsamaya düşmemek için ise aramak, üretmek, kafa yormak gerekiyor. Burası bizim için öncelikle kendimizi, düşüncelerimizi, zihnimizi eğittiğimiz bir platform. Devamında ise aynı dertle dertlendiğimiz diğer dostlarımızla buluşma noktamız.

Bu noktada, yayın formatımızda yaptığımız birkaç küçük değişikliği de duyurmak istiyoruz. Öncelikle 5 sayı boyunca sürdürdüğümüz süreli yayın formatını, internet ortamında bu tip yayın yapmanın verimsizliğinden ötürü terk ediyor ve yazılarımızı zamana yayarak yayınlamayı planlıyoruz. Bunun yanında dosya konularımız ise devam ediyor. Yıllık olarak belirleyeceğimiz temalar üzerinden dosyalarımızı daha etkileşimli bir şekilde (röportaj, konuşma ve çevirilerle destekleyerek) gündemde tutmaya çalışacağız. 2019 yılına ait ilk dosya konumuzu da önümüzdeki günlerde açıklayacağız inşallah.

Yeniden başlamanın ve yeniden kavuşmanın heyecanıyla, mutluluğuyla selamlıyoruz tüm dostlarımızı.