KENDİ KAVRAMLARIMIZLA DÜŞÜNMEK

İSMAİL KAPLAN

kendi-kavramlarimizla-dusunmek

“(Allah, yarattığı) Âdem’e (eşyaya ait) bütün isimleri öğretti.”

Bakara, 2/31

İnsanoğlu, yaşadığı dünyanın varlığını ancak duyuları ile algılar. Fakat insan alelâde bir canlı değil, şuurlu ve irade sahibi bir varlıktır. İnsan, çevresinde olup bitenleri anlamlandırma ihtiyacı hisseder ve anlamlandırırken de iradesini kullanır. Duyuları ile algıladığı bir şeyin gerçekliğini kendisi tanımlar insan. Yani ona bir isim verir. Bu isim, Hz. Âdem’e öğretilenlerle uyum içerisinde olabilir veya çelişebilir; bu da iradenin alanıdır.

İnsan dünyayı algılayış biçimini zaman içerisinde farklı mefhumlarla ifade etmiştir. Sıcak-soğuk gibi basit durumları ifade eden sıfatlardan, tapındığı varlıklara kadar her şeye belli isimler yüklemiştir. Zamanla insanların ve toplumların algılayış biçimleri; çevresel faktörlerden, inançlardan, alışkanlıklardan etkilenmiş ve birbirinden farklı diller meydana gelmiştir. Diller en basit haliyle o dili konuşan topluluğun dünyayı algılayış şekline ayna tutarlar ve o topluluk hakkında önemli bilgiler içerirler. Yani bir dil öğrenmek, aynı zamanda bir hayat/anlamlandırma tarzını da öğrenmek anlamına gelir. İnsanoğlunun her bir ferdi farklı ortamlarda ve farklı zamanlarda doğar. Mekânın ve zamanın değişimi; eşyaya, fikirlere, soyut ve somut her şeye bakışı kökten değiştirir. Kara olmaz belki ak; ama bir yerde ak temizliğin sembolü iken, başka bir yerde matem anlamına gelir. Eşya aynıdır ama mefhum değişir.

Düşünce de böyledir. Doğduğu, geliştiği yer ve zamandan bağımsız değildir. Zihinleri, sınırları aşar fakat her zihinde farklı algılanır. İnsan olmak da budur zaten; algısıyla, düşüncesiyle bağımsız olmak. Olağanüstü bir gayretle öncüleri takip etmek fakat kendi benliğinden geçercesine kimseyi taklit etmemek.

İnsanlar ve toplumlar, çevrelerini anlamak ve tanımlamak için kendi tecrübeleri vasıtasıyla mefhumlar, kavramlar inşa ederler. Dil gibi soyut bir varlık, kültürün içinde ete kemiğe bürünür. Zamanla iç içe geçer her ikisi de. Hayat dili, kavramları etkiler. Ve aynı şekilde dil ve kavramlar da hayatın yönünü belirler. Bir dünyaya ait kavramların aynen alınıp taklit edilmesi bu yüzden, insanın/toplumun kendi benliğinden vazgeçip, taklit ettiğinin benliğine bürünmesidir. Zira kullanılan dil ve kavramlar bir zaman sonra toplumun düşünme biçimini de etkiler, belirler.

Bu yüzden biz bu sayımızda kavramlardan bahsetmeyi uygun bulduk. Zira düşünsel üretimin Batı yoğunluklu olduğu günümüzde kendi kavramlarımızla konuşmak ve düşünmek büyük önem arz ediyor. Kendi sorunlarımıza Batı’nın kavramları ile çözüm bulmaya gayret ettiğimiz son 300 yıl, bizim için büyük bir düşünsel faciaya yol açtı. Yapılması gereken; tarihimize, kültürümüze, toplumumuza, coğrafyamıza, yaşantımıza uygun kavramlarla sorunlarımızı tanımlamak ve yine bu kavramlarla sorunlarımızı çözmeye gayret etmek. Bunun dışında tutulacak her yol, emperyal projelerin ekmeğine yağ sürecektir.