KELEBEK ETKİSİ

GÜLSÜN KARAYILAN

kelebek-etkisi

Toplumuzdaki aile yapısının durumunu genel hatlarıyla kişilere sorduğumuzda, şuan içinde bulunduğumuz zamanda aile yapısının geçmişe göre daha bozulmuş olduğunu dillendirmeleri olasıdır. Bunun sebebi olarak; TÜİK verilerini ya da aile içi sorunların medyada görünürlük kazanmasıyla toplumun konu hakkındaki daha fazla bilgi edinmesini ileri sürebiliriz. Konuya başka bir açıdan baktığımızda, yani geçmişte bilgi edinmenin kolay olmaması, TÜİK verilerine ve medyaya yansımaması, internetin olmaması ve adli kaynaklara dahi geçmeyen birçok nedenden dolayı geçmişte aile içi sorunların günümüze göre daha az veya daha çok olduğu konusunda net bir şeyler söylememiz doğru olmayacaktır.

Konuya somut bir çerçeveden bakacak olursak. Geçmişte aile içi şiddet, ailenin iç sorunu, mahremi sayılarak aile içindeki büyüklerin ya da adli vakaya dönüşmesinde daha karakollarda ötelenerek yok sayılması, namus başlığı altında kadın cinayetleriyle kadınların hiç dünyaya gelmemiş gibi ortadan yok edilmesi (1984 kitabındaki tabirle buharlaştırma) , sadece dini nikâh ile evliliklerin yaygın olmasından boşanmaların verilere yansımaması, taciz ve tecavüzlerde mağdurun suçlu sayılmasından ve toplumsal baskıdan ötürü üzerinin kapatılması ya da mağdurlar tarafından olayların hiç dillendirilmemesi ve yine aynı nedenlerle LGBT’li bireylerin toplumdan kendilerini saklaması, evlerde doğumun yaygın olmasından istenmeyen ya da evlilik dışı bebeklerin öldürülmesi,  devlet ve toplumsal denetimin kısıtlı olması, toplumsal adet, gelenek ve tabuların kişilerin hak ve hürriyetlerinden daha önemli ve baskın olması gibi sayılacak birçok nedenden ve engelden dolayı sırf bugünkü bilinirlikten ötürü, aile yapısının günümüzde geçmişe göre daha deforme olmuş olduğunu savunamayız.

Aile kurumunun içinde yapılan ve olağan gibi algılanan fakat sonuçlarıyla en büyük yanlışı oluşturan onulmaz bir eğilim toplumun kaderini belirleyecek şekilde sonuçlar doğurmakla kalmayıp, toplumsal hafızanın iliklerine kadar işlemektedir. Bu nedenle aile kurumu, toplumun geleceğini belirleyen en amil fonksiyondur. Aile düzeninin bozulması kelebek etkisi olarak toplumu bozacaktır.

Aile kurumunun deformasyonuna neden olan birçok etken olmasına rağmen bunların başında gelebileceklerden ve en önemlilerinden biri kadın ile erkek arasındaki ilişkidir. Tüm mahlûkatın emrine verildiği akıl baliğ olan insanın iki cinsi arasında olan ilişkide bedensel gücü elinde bulunduran cinsin tüm mahlûkata olduğu gibi diğer cinsine karşı da üstün olma hırsı ilk insandan bu güne dek belki de dünyanın son gününe kadar devam edecek menfur bir hevestir.

Aile içinde başlayan ve çocukların üzerine yüklenen görevler bakımıyla, yazılı olmayan kurallarla kadın ve erkeğin görevleri belirlenirken yapılan adaletsizlik, zamanla toplumun tüm fonksiyonlarına nüfus eder bir hal almıştır. Muhafaza etme çabası altında kadına yüklenen görevler kadının ev dışında emniyetsiz olacağı, fıtratından ötürü kötülüğü bedeninde taşıdığının benimsettirilmesi ve kadının kendini her an avlanılacak bir av gibi sanma süreci çocukluktan itibaren bilinçli ya da bilinçsiz davranışlarla çocuğun benliğine işlenir. Buna ek olarak kadın, üzerine yatırım yapılması uygun görülmeyen arazi gibidir. Olabildiğine atıl bırakılır, çünkü evlenip el olacak biri için maddi ya da manevi bir yatırımın yapılması boşa bir çaba olarak görüldüğünden, erken evliliklerin önü açılmıştır. Evden giden bir boğaz ev ekonomisi için bir rahat nefes alıştır. Buna zıt olarak olabildiğine hoyrat ve başına buyruk yetiştirilen erkek, hem ahlaki hem de davranışsal olarak tüm hata ve yanlışlarıyla hoş görülen ve sırf bir cinse mensup olduğu için doğumla gelen gücün getirisiyle, tüm heybeti ve ailenin tüm bireyleriyle desteklenen egosu ve otoritesi ile tam karşımızdadır. Bir tarafta kusurunun sırf kadın olarak doğmasından kaynaklandığı alt bilincine kazınan tüm azciyeti ile kadın figürü diğer tarafta yine erkek olarak doğması nedeniyle haklarını doğuştan kazanan, ulaşılmaz ihtişamıyla bir erkek figürü.

Günümüzde durum bu anlatılanlar kadar abartılı olmasa da tüm bu gerçekliklerle büyütülmüş nesillerin genlerini taşıyan bireylerle şuan karşı karşıyayız. Kadın figürünün en ufak bir sıçrama durumunda başına “sen kadınsın” tokmağını indirmeyecek bir toplumun içinde olduğumuzu kimse savunamaz.

Ailede kadının anne rolünün yanında ekonomik etkenlerden dolayı çalışan kadın rolünü de üstlendiği günümüzde, elinin hamuruyla erkek işine karışılmasını istemeyen erkekler, kadının aileye ekonomik katkıda bulunarak erkeğin egemen alanındaki sorumluluğunu hafifletmesinden hiç şikâyet etmemektedirler. Şikâyet ettikleri şeyler ise kadının yapışkan görevleri olan çocukların tüm bakımı, ev işleri, erkeğe karşı kadınlık görevlerini çalışırken aksatması, kadının aile içi karar alma süreçlerine katılma cesaretinin kabarmış olması, kazandığı parada kendi tasarrufunu kullanması… Erkeğin memnuniyetsizliğinin artması (bazen sırf keyiften) bir tımar etme şekli olarak!  Beraberinde şiddeti hatta cana kıymayı getirmektedir. Tüm bu süreçlerden sonra günümüz kadının öğrendiği en net şey kendilerini tüm kötülüklerden muhafaza edeceği öğretilen erkeğin yine kendisine karşı en büyük tehdit ve tehlike olduğudur. Bu bilince varan, eğitimini tamamlayan ve ekonomik özgürlüğünü kazanan kadın, erkek figüründen uzaklaşma eğilimine girer. Böylece hatalar yanlışların yanlışlar da felaketlerin itici kuvveti olmaya başlamıştır. Ailelerde ta çocuk yetiştirilirken yapılan hatalar bugün toplumları felaketle sürüklemektedir. Daha önce bahsettiğim kelebek etkisi sonucunu göstermiştir.

Günümüzde aile kurumunun durumunu konuşurken, sadece günümüz sorunlarını değil, kalıtsal ve kemikleşmiş sorunların da konuşulması gerekmektedir. Bunun yanında kadın ve erkek ayrımı yapılmadan önce insan anlayışında yola çıkarak çocuklarımızı yetiştirmemiz toplumdaki kırılmaları engelleyecektir. Şiddet, aşağılama, her türlü zulüm ya da adına ne denirse densin insan onurunu kırıcı tüm yaklaşımlar kabul edilemezdir. Birbirlerinden huzur bulsunlar diye tek nefisten yaratılan ve böylece birbirlerine sevgi ve şefkat beslemeleri sağlanan kadın ve erkeğin birbirlerine karşı üstünlük mücadelesi nizama aykırı olduğundandır belki de bu kadar sorunun çıkması. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez.” diye uyaran Kuran, “Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” da der. Toplumu değiştirmek ve nizama uygun hareket etmek bireyin elindedir deyip, geleceğe daha anlayışla ve umutla bakmak gerektiğini her defasında yineleyerek, çocuklarımızı her canlıya sırf canlı oldukları için değer vermelerini ve saygı duymalarını hal diliyle anlatarak yetiştirmeliyiz.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>