İKİNCİ HİKAYE

ZAFER SÖĞÜTLÜ

ikinci-hikaye

BAŞLANGIÇ

Dört ayrı dünyanın hikayesi olarak başlamıştık yazımıza. Genel hatlar çizmeye çalışıyoruz, zihnimizde bir şeyler oluşması için. Birinci hikayemizde ‘Birinci Dünya’ insanını çerçevelemeye çalıştık. O anlatılması zor global ailenin dünyasına bir giriş yaptık. Anlatması zor ve uzun süreceğini anlatmaya çalışmıştık.

Şimdi ise birinci hikayenin devamını ve ikinci hikayenin başını anlatmaya çalışacağım. En başından söylediğim gibi birbirinden farklı ve birbirine bağlı olduklarından hikâyeler de iç içe olacak.

Birinci hikâyemizde anlatmaya çalıştığımız bu global ailenin, bu tahakküm üreten ailenin neler yaptığını biliyoruz. Yeryüzünde  tüm kötülüklerin savaşların ve fitnelerin arkasında bu Global ailenin olduğunu biliyoruz. Bilemediğimiz, daha da doğrusu anlayamadığımız şey bütün bunları bildiğimiz halde neden önlem alamadığımız. Belki de herkesin malumu olduğu  bu durumu belki yüzüncü, belki de bininci sefer yazacağız.

İkinci hikayenin özel konusu olarak, kendi dünyası haricinde bütün dünyayı bir buldozer gibi önüne katmış sürükleyen bu global aile karşısında bizim Müslüman ailenin duruşunu yazacağım.

Maalesef üzgünüm ki günümüzde Müslüman aile, bütün dünyayı kasıp kavuran global aile karşısında un ufak olmakla kalmamış, yine üzüntüyle belirtmeliyim ki, bu zulme teşne olmuştur.

Günümüz Müslüman ailesi kendini sömürülen, hakir görülen, nesneleştirilen ikinci dünya insanının statüsüne düşürmekle kalmamış, bundan adeta gurur duyar olmuştur.

Günümüz Müslüman ailesi, okumaz, araştırmaz, sorgulamaz, düşünmez. Zihinsel tüm meşgalesi tv dizilerinde entrikalar olup, kendi ailesi üzerinde oynanan oyunları görmez. Bütün ahlaki perspektifi yine izlediği dizilerdeki çarpık aile ilişkilerini eleştirmek olup, kendi ailesinin ahlaki çöküşünün farkına varmaz.

Hayır, bu yazıyı bizim mahalle için yazıyorum, yanlış anlaşılmasın. Yıllarca “sokaktaki insan” olarak gördüğümüz insanlardan değil bizden söz ediyorum; kendimizden.

Yavaş yavaş benzettiler bizi kendilerine. Vicdanlarımızdan sıyrıldık, artık hiçbir şeye tepki veremiyoruz. Ruhsuzlaştık, duygusuzlaştık. Bizi temsil eden hiçbir şeyimiz yok. Sanatımız yok, sanatçımız yok, düşünürümüz yok, tarihçimiz, kaşifimiz, ozanımız, şarkıcımız, türkücümüz, ressam, mimar, eğitmen… yok işte. Yok oğlu yok. Artık şarkımızı onlar söylüyorlar, türkülerimizi de. Onlar gibi düşünüyoruz, hikayemizi onlardan dinliyoruz. Bizim yerimize onlar konuşuyorlar artık. Tüm evlerimizi onlar inşaa ediyor, aile programlarımızı onlar düzenliyorlar. Çocuklarımız onların okullarında okuyor, onların eğitim programını alıyor, onların düzenlediği  ve onların kriterlerine uygun sınavlara giriyor. Onların fabrikalarında çalışıyor, onların istediği şeyleri üretiyoruz.

Daha vahim şeylerden de bahsetmek isterim elbet. Mesela tüm bunları yapmakla yani onlara benzemekle, onlardan intikam aldık zannederiz. Böyle avunuruz, ne de olsa artık onların mertebesine(!) ulaşmışızdır.

Biraz da kendini bu anlattıklarımın dışında gören ailelere bakalım. Gerçi bu konu üçüncü hikayenin veya dördüncü hikayenin konuları ama yinede kısaca değineyim.Sokaktaki insan dediğmiz aileyi de dahil ederek anlatıyorum, çünkü bizim de artık bir farkımız kalmadı sokaktaki insandan.

Kadınlarımız, erkekleri tarafından çocuklarıyla  ve sorunlarıyla başbaşa bırakılıp yalnızlığa terkedildiğinden; erkeklerin kahve köşelerinde kafa patlatıp(!), dertlenip(!) dert aynıp(!) konuştuları ülke meselelerini hiç anlamayacaklar. Dolayısıyla bir aileden söz etmek oldukça zorlaşıyor zaten.

Müslüman aileden bahsetmeyeceğim çünkü bizim öyle bir programımız öyle bir örneğimiz yok maalesef. Bunun yerine bir aile ortamında bulunmasına rağmen ayrı ayrı programları olan Müslüman bireylerden bahsedeceğim. Bireyler diyorum çünkü bu bireylerin hayat programları genelde kendi ailelerinden başlamaz, onlar dışarıdaki insanı kurtarma telaşındadır. Yanılıyor olabilirim genelleme yapmakla fakat benim görebildiğim bu.

Bu mahallede yaşayan Müslüman erkeklerimizin en büyük faaliyeti İslami dernekler kurmaktır, İslami cemaatler, İslami vakıflar.. Gazeteler, dergiler, mecmualar.. Dünyaya öyle bir İslam getireceklerdir ki.. halbuki eşleri ve çocukları evde tv dizilerini zıkkımlanmaktan bitab düşmüşlerdir. Savaş açtığımız düşmanımızın temsilcisi salonumuzun üst köşesindedir.  Raflar dolusu kitapla tarifi mümkün değildir; bunun bir açıklaması yoktur.

Müslüman Mücahide kadınlarımız vardır bir de bizim. Meydan meydan gezen.. Öyle mi? Vakıf ve derneklerimizin kadın kollarına ilişkilendirilmiş. Mutad erkek programlarının birer kopyasını çıkarmayı kendilerine görev bilmiş; toplantılarda, davetlerde, konferanslarda o büyük bir ülküyü başarmış Müslüman kadınlarımız vardır..

Bu hikayeyi anlatıyorum ki şimdi ben, belki bir ayna tutmuş olurum. Bu arada yukarıda anlattığım Mücahid ve Mücahidelerin aynı çatı altında olduklarını düşünmeyin sakın. Onlardan bahsettim ki şimdi ben, binlerce garip aileye birer örnek olsun. Bütün bu anlattıkarım farklı hikayelerin izleri.

Bir çatı altında entelektüel bir erkekle onun dizi hastası eşi.. çocuklar ya sokakta veya bilgisayar başında. Mücahide bir kadının vurdumduymaz kocası, çocuklar kimsesiz.. Günde beş vakit namaz kılan, ağrı dualı bir annenin, ayyaş kocası, beş oğlu.. beşi de birbirine küs, biri hapiste, kardeşini yaralamış, kardeşi komada…

Bir de bizim İslami vakıflarımız vardır; derneklerimiz, cemaatlerimiz, dergi ve gazetelerimiz vardır. Ayrı ayrı dertleri olan, farklı gündemleri olan, bölük pörçük derneklerimiz vardır bizim. Söylem tektir, “İslam” ama dertleri farklıdır bizim vakıfların. Öyle büyük gayret içindedirler ki, öyle panikle, öyle hevesle, öyle coşkuyla koyulmuşlardır ki yola.. Pek çoğu ailesini evde unutmuştur. Aile kalmıştır evde, unutulmuştur, hiçbir vakıfta konuşulmaz gündem olmaz. Halbuki bilmezler mi aile inşaa olmadan toplum inşaa olmaz. Onun içindir ki, “-en yakınlarından başla”dır; onun içindir ki, ilk muhatab Hz. Hatice’dir.

Yukarıda anlattığımız aileler hiç gündem olmadı bizim için. Ne vakıfımızda ne derneğimizde, ne de diğer kuruluşlarımızda. Bu global aile tarafından öğütlüşümüzü göremedik, göremiyoruz.

Son on yıldır, gittiğim her yerde her fırsatta konu ettiğim şeydir aile konusu. Çevremdeki tüm insanlara söylediğim şeydir. “Nerede ne yapıyor olursanız olun ailenizle birlikte yapın ve bunu gündeminizde tutun.” Dediğim şeydir.

Daha ne söyleyelim ki? Hafızamızda kalan üç beş süslü kelimeyi de döktük işte.

İkinci dünyanın insanıyız işte biz, bu da kanıtı.. dünyalar dünyalar vakıflarımız var ama ailemiz yok. Birinci dünyanın bize ettiği şey bu işte.. ailemizi yok etmek.. daha nasıl söylenir ki ?

Bir garip hikayedir bu, hani şu “anlatılmaz yaşanır” türünden.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>