“BİR POLİTİKACININ PORTRESİ”NE DAİR

EYYÜP DÜZ

fouche

Fransa tarihine yön verecek gelişmelere gebe 18.yüzyılın Nantes şehrinde, denizcilikle uğraşan bir soya sahip ailenin çocuğu olarak doğar Fouche. Vücudunun cılız olması onun sert zanaat gerektiren işlerde çalışmasına imkân vermez. Fakat bahsettiğimiz yüzyılda devlet kurumlarında çalışabileceği işlerin ve ona benzer önemli görevlerin çok büyük kısmı soylu sınıfa adeta tahsis edilmiştir. Buna rağmen yetenekli kişilerin çalışabilecekleri yer olarak kilise bir fırsat sunması bakımından önemini sürdürüyor hala. Fouche de zekâsı sayesinde sivrilebildiği için matematik ve fizikfouche-kitap öğretmeni olarak mesleğe getiriliyor. Daha sonraki politika hayatında çıkacak şiddetli sarsıntılar karşısında manevra yapabilmeyi, onların kıskacından kurtulmayı papaz okulundaki edinimlerine borçludur. Manastırda geçireceği on yıl ona başkasının duygusunu okuyabilmeyi, düşüncesini öngörmeyi öğretirken; yüz hatlarının arkasında kendi düşündüklerini kusursuzca gizlemesini de öğretmiştir. Politika(cı)yı esir alan kalabalığın ve alkışların gürültüsünün aldatmacalığına; manastırın koridorlarının sessizliği ve öğreticiliği sayesinde yenilmemiştir. Psikoloji ustası olan Joseph Fouche’de meclis kürsüsünde karar verirken beliren soğukluk; bu koridorlarda ders vermeye giderken öğrendiği hünerinin yansımasıdır. Öyle ki bu hüner, en sıradan haberi de en heyecanlı kararı da aynı yüz ifadesiyle vermesini sağlayan başat etmendir. Kilisede edindiği “insan ruhunu okuyabilme, duyguların ve hazların dizginlerini elinde tutma ve sessizliğin eğitiminden geçme” kazanımlarını uygulayabilecek alanı aramaktadır artık. Çünkü alelade bir papaz okulu öğretmeni değildir… Kaynayan kazan durumunda ki Fransa’nın kaygan zemini olan düşünce ve siyaset dünyasındaki hareketliliğin manyetik etkisinden kilise (ve görevlileri) de uzak duramayacak, ona kayıtsız kalamayacaktır. Nitekim Fouche de gece ilerleyen saatlere kadar devrim ve değişim konuşmalarının yapıldığı toplantılarda yerini almaktadır. Döneminin en önemli siyasi simalarından olan avukat Robespierre ile o toplantılarda tanışacak ve politika hayatı ileride ölüme göndereceği bu adam sayesinde başlayacaktır.

Mevcut siyasi durumu ve müstakbel siyasi havanın yönünü isabetli/doğru okuması her zaman gücün yanında durmasını sağlamıştır. Güç ibresinin bir diğer görüşe/pozisyona kaydığını müthiş bir önseziyle hisseden Fouche’nin de giymiş olduğu gömleği çıkarıp/soyunup ibrenin kaydığı pozisyonun gömleğini giyinmesi; ondaki bir kimseye bağlılığının olmamasının neticelerinden biridir. “Bir insana bağlılık ne söz, Fouche Tanrı’ya bile ömrü boyunca bağlı ve yükümlü kalamıyor.” Savunusunu ve karşıtlığını her şartta ve her halde ilke üzerinde yürütmesi bir yana, her şartın ve halin değişen havasına adapte etmesi onun karakteristiğinin göstergelerinden biridir. Hangi tarafta bulunursa bulunsun onu hemen değiştirebileceği açık kapı bırakması ve bulunduğu mevkide yaptığı faaliyetleri her zaman birine -ki o kişinin hayatına mâl olsa bile- yıkması Fouche’nin politika hayatını şekillendirmiştir. Yapacağı tüm hamlelerde hem berraklık hem muğlaklık uyum içerisinde yürüyeceklerdir. Berraklık/netlik Fouche sayesindedir, fakat muğlaklık/noksanlık Fouche’ye rağmendir. Binlerce insanı bir sözüyle ölüme gönderen Lyon Celladı; eğer “aşırı insancıl davranmakla suçlanabiliyorsa”, tüm katliamı birlikte gerçekleştirdiği ” Collot d’Herbois’in üzerine yıkabilmesi” sayesindedir. Örneğimiz; bir ilk değildir, bir son da değildir, aksine çokça benzerlerinden sadece biridir..

Gerek Lyon celladı, gerekse yoklukla ve yoksullukla boğuşan halkın kurtarıcısı olurken yığınların nazarında haklı ve suçsuz olması; bulunduğu tarafı değiştirirken, bir önceki konumuna ve beraber hareket ettiği kişilere ihanet etmesinde, ihaneti kişilik problemi olarak görmemesinde, onur konusu haline getirmemesinde, dahası onu bir gereklilik olarak telâkki etmesinde saklıdır…

Politika hayatında ikili kart oynayan Fouche’nin hayatı her  zaman oyun sahasında geçmeyecektir ve bazen hayatının son bulacağı neredeyse kesin olarak görüldüğü anlar da olmuştur. Bazen de unutulmaya hapsedilmiştir… Kimi insanların hayatlarında kalabalıktan uzaklaştı(rıldı)kları yalnızlık durumları vardır, ki mezkur durum Fouche’de üç yıllık sürgün şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu süreç, onun ve aşırılıklarının muarızları tarafından unutulmasını sağlamakla beraber; kendisine de hamlelerini törpüleyerek yapma imkanı tanıyor. Üç yıl esnasında kelimenin tam anlamıyla yokluk ve sefalet yaşayan Fouche, çok daha dikkatli hamleler için kendisini hesaba çekmenin gerekliliğini fark edecektir. Sadece dibi gören kişi, zirvenin tadını en çıplak haliyle alabilen kişidir.

Fouche’nin tutunacağı son bir umudu kalmıştır sürgün hayatında. Çünkü “politika kurdu”nu üç yılda sadece o unutmuyor: Barras… Tarihin garip tecellisidir; Napoleon’a imparatorluğun yolunu açmış ve Fouche’yi hiçlikten çıkarıp Fransa’ya “Güvenlik Bakanı” yapmış Barras’ın siyaset hayatı da Fouche’nin ve Napoleon’un yapacakları planla, onları çıkardığı yerden daha kötü bir çamura atılıp sürgüne gönderilmek suretiyle son bulacaktır.

Bin bir badireyi atlatabilmedeki kusursuz maharetine rağmen Zweig’e göre; Fouche hayatında çok büyük bir sersemlik yapar: “Başkası tarafından alaşağı edilinceye kadar bir dakika önce olsun davranıp kendiliğinden iktidarı bırakamaması…” Onun politika hayatını da nihayete erdiren, bu eksikliğidir. Efendisine tek bir kez sadık kalamayan bu köle ruhlu kişi, özgür olabileceği bir fırsatı yakaladığı an, gider kendisine yeni bir efendi bulur/edinir. Çünkü asıl kölelik, kişiye bir “şey/nesne/mal” olarak muamele edilmesi değil; o kişinin köleliği benliğinde ve ruhunda içselleştirmesi ve kabullenmesidir. Evet, Fouche ihanettir ve ihanet edeceği kimseyi bulamayınca bir akrebin kendisini sokması gibi en sonunda kendisine ihanet edecektir.

“Bu karanlık, derin, olağanüstü ve az tanınan yaratık (…) Napoleon’un bile korkuya kapıldığı bu eşsiz deha, kendini birden ortaya koymadı” diyerek Fouche’yi ilk fark edenlerden Balzac’ın ve Fouche’yi en iyi tanıyanlardan biri olan Napoleon’un “bütün ömrümce ihaneti yüzde yüz başarabilen tek insan olarak Fouche’yi tanıdım” ifadelerindeki itirafı/şahitliği, Fouche’nin Napoleon’u da sahne dışına it(ebil)mesiyle beraber düşünürsek şayet, haklılıklarını anlamamıza yardımcı olabilir…

“Hiçbir şeye bağlı olmamaya” bağlılık…

“İhanete” sadakat…

Fouchenin yaşamı bu iki zıtlığın eşsiz uyumu olarak belki özetlenebilir, fakat geçiştirilemez.

Modern/makyavelist politika(cı) portresinin en başarılı çıktısıdır Fouche. Küstahtır; fakat asla basit değil. Onu dünyanın en iyi biyografi yazarlarından biri olarak nitelendirilen Stefan Zweig’in dilinden okumakta fayda var… Zira;

“1790’da papaz okulu öğretmeni,1792’de kiliselerin yağmacısı,1793’te komünist, beş yıl sonra birçok milyonluk ve bir on yıl sonra da Otranto Dükü olan adamın saçı ve teniyle, hep aynı adam olduğunu düşünebilmek için biraz çaba gerekir.”

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>