İKTİDAR VE MEDYA’DA AKIL

SÜLEYMAN ADAHİ ŞAHİN

 medyada-akil

I

Dünya gündeminin devletler açısından varoluşsal problemleri bulunmaktadır. Bu problemlerin içinde en önemli ve en belirgini İktidar olgusudur. Arapça “kdr” kökünden gelmekte olan bu kelime, esası itibariyle bir işe gücü yetebilme, gücü yönetibilme ve bir işi başarabilme yetkisi ve yeteneği olarak anlamlandırılmaktadır. Bu anlamlarda gizlenen mühim bir husus göze çarpmaktadır: Yeti. Bu varoluşsal problemin gerçekleşebilmesi, hayat bulabilmesi, bu hususla mümkündür desek bunda bir beis olmayacaktır. Çünkü yeti olmadığı vakit, herhangi bir kimsenin, oluşumun ya da kuruluşun başarı olanağı olmayacaktır. Peki bu yeti nasıl mümkündür? Ancak ve ancak “Akıl” ile.

Konuya yaklaşım biçimimizden ötürü, aklın üst değer olması elzemdir. Aksi durumda eblehlik kendisni düstur edincektir. İktidar olgusunu politik bir düzlemde ele alıyoruz ve politika özü itibariyle tamamen ve eksiksiz olarak akıl demektir. Eğer modellersek; politika akıla, akıl yetiye, yeti yönetebilmeye, yönetebilmek ise iktidara yol açacaktır. Bu duruma örnek olarak Bertrand Russel’ın İktidar adlı eserinde bahsetiği şu kelimeler belki dolaylı şekilde verilebilir: “İktidar, alınması düşünülen sonuçların ürünü olarak tanımlanabilir. Boyle olunca da iktidar, nicel bir kavramdır: Aynı isteklere sahip iki kişiden biri, ötekinin gerçekleştirdiği bütün istekleri ve bunların yanısıra başka istekleri de gerçekleştirirse, ondan daha iktidarlıdır.”

İktidar olgusu mevzu bahisse, şiddet kaçınılmaz olacaktır. Belki akıllarda alakasız şekillenebilir, fakat konu açımlandığında rayına oturacaktır. Diyelim ki herhangi bir konuda bir iktidarımız var. Doğası gereği, bu iktidarın kendi özü itibariyle belirlediği, sınırlarını çizdiği, geliştirip yerleştirdiği doğrular vardır. Biz bu doğrulara “İktidar’ın Hakikatleri” diyelimki, bu doğru bir tabirdir. Bu hakikatler ötekilerin hakikatleri ile kesişmediği noktada şiddeti doğuracaktır. Çünkü sınırının dışında bir durum gerçekleşmiştir. İktidar bu durumda doğan şiddetin gerklerini yerine getirirse modelimizdeki akıl olgusunu gerçekleştirmemiş olur ve uzun vadede sarsıntıya uğrar. Edward Said’in: “İktidarı tekdüzeleştirme sürecinin meşruiyet kazanması ve ötekinin görünür görünmez türlü biçimlerde ortadan kaldırılması” sözü bir nevi bu durumu açıklamaktadır. Şu ana kadar geldiğimiz noktada akıl, elimizde bulunan en mühim mihenk taşı olarak belirmektedir.

II

Günün her anında isteyeni, istemeyeni işgal etmiş bir olgu durmaktadır karşımızda ve bu olgu kabul edilsin, edilmesin hayatımızın büyük bir parçasını oluşturmaktadır. Kullandığı araçların artışına, niteliğine ve niceliğine de bakıldığında bu durumun ne kadar da kaçınılmaz olduğu gözükmektedir. Aslında köken olarak anlamı da araç olan bu olgunun araçları olmuştur, evet. Latince “medium” kelimesinden gelen medya sözcüğü anlam itibarı ile aradaki şey, araç anlamını taşımaktadır. Sonraları İngilizceden aldığımız anlamına, basın – yayın araçları, gelmiştir. Özü gereği aslında, görevi ancak ve ancak aracı olmak, aktarıcı olmaktır. Bir bilgiye, olaya ulaşıp onu bihaber kişilere olduğu gibi değiştirmeden ve oynamadan aktarmaktır görevi.

Medya insanoğlunun elinde bir oyuncak haline gelmiş bulunmaktadır artık, ne yazık ki. Hangi kesime hitap ederse etsin, neyin neresinde bulunursa bulunsun, kimden ya da kimlerden olursa olsun bir bilgi kirliliği ile donanmış çöp yuvası haline gelmiştir. Medyayı bir lastiğe benzetebiliriz. Her iki ucundan da tutup çekiştirenler nedeniyle artık sakız kıvamına geldiği apaçık ortadadır. Bunda medya patronluğunun etkisi çok büyüktür. Büyük ekonomik kaygıların olduğu yerde, para kaybetmemek için ipe sapa gelmez şeylerle, insanlara tabri caizse sirk gösterisi sunmaktadır. Sadece medya patronluğu ile sınırlı kalmaz bu durum. 21. yüzyıl medyası olan sosyal medyada da alabildiğince bilgi kirliliği bulunmaktadır ki, bunun için bir çok teyit organizasyonları bile kurulmuştur.

Peki medyanın kavramsal olarak anlamının getirilerini, yani görevlerini yerine getirmediği bir ortamda medyanın varlığından söz edilebilir mi? Ancak ve ancak akıl varolduğunda, ve aklın karşısında da akl-ı selim olduğunda söz edilebilir.

2016 yılında Oxford yılın kelimesini “Post-Truth” olarak belirledi. Post-Truth türkçeye, gerçek-ötesi olarak çevrilmiş olsa da, nezdimde tam anlamı “yalanın yalanı” olarak yansı bulmuştur.  Medya ve Siyaset kavramlarını bir araya getiren bu kelime her insan evladı tarafından araştırılmalı, okunmalı ve öğrenilmelidir, bir kavram olarak. Dünyada bir çok iktidar, medyanın aracılığı ile yalanın yalanını kendilerine düstür edinmiş bulunmakta. Economist’in haberine göre de başı Amerika, İngiltere ve Rusya çekmektedir.

III

Medya ve İktidar kavramlarının ele alınışında mihenk taşlarımız akıl olarak belirlendi. Diğer bir üçüncü etkeni bu bölümde eklemek gerekir. Buna da genel geçer tabirle biz halkı ekleyelim. İlk durumda, iktidar, modellememizde bulunan akla sahip olmadığında, medyanın akıldışılığı ile buluşur ve halka etkir. Böylelikle medya akıldışılığı ile iktidarın akılsız olmasından yararlanarak  iktidarı elinde bir sakız gibi oynatabilir. Buradaki etkiye medyanın iktidarı diyebiliriz. İkinci durumda, iktidar, modellememizde bulunan akla sahip olduğunda, medyanın yine akıldışı davrandığını varsayalım. İktidarın aklı medyanın akıldışılığında zuhur bulurken halka etkisi, az da olsa aklın bir yansıması olarak yer edinir fakat, halkın büyük bir kesimi akıldışılıkta kalır. Bu etkiye de iktidarın medyası diyebiliriz. Çünkü aracı görevini yerine getirmemiştir. Son durumda ise, hem iktidarın hem de medyanın akıl ile hareket ettiğini varsayalım. Bu en çok istenilen durumdur. Çünkü her iki olgu görevini yerine getirmiş olur ve neyin doğru neyin yanlış olduğu bizatihi kendiliğinden meydana gelmiş olur. Bu da halkın aklı selim olmasına yol açar. Kirlilik ve pusluluk ortadan kalakar.

IV

Sonuç olarak hem medya hem de iktidar varlığını gerçek bir düzlemde, sağlam bir temelde sürdürecektir. Yani bahsettiğimiz son durum hayat bulduğunda varoluşsal problem ortadan kalkacak, ekonomik kaygılar yitecektir. Bu durum halkı da bir arada tutacak ve halk içindeki kırılmalara engel olacaktır. Halkın kırılması son bulduğunda, iktidarın kırılması da son bulacaktır. Çünkü, akla sahip bir iktidar, aklı selim medya aracılığıyla halkının aklına katkıda bulunacak, halkın aklı da iktidarda tecelli edecektir. “Tek işlevi bastırmak olsaydı, iktidar kırılgan bir şey olurdu.” Focault

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>