GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA

GÜLSÜN KARAYILAN

golgelerin-gucu-adina

Kitle iletişim araçları, iktidarı elinde bulunduran egemen gücün kendi değerlerini, ideolojisini ve kültürünü yaymak, pekiştirmek ve her daim taze tutmak için tarih boyunca kullandığı ve kullanmaya devam ettiği en etkili araç olmuştur. Bu sebeple endoktrinasyon ve toplum mühendisliği uygulamalarının yapılması için de medya vazgeçilmez bir yardımcıdır. Toplumu yönlendirme, düşünce aşılama, bir fikri telkin etme, stereotype oluşturma, algıyı yönetme, ilgi çekme ve gündem oluşturma görevleri genel hatları ve etkinliği ile medyanın elinde ve egemenliğindedir.

Medyanın ve iktidarın aynı safta oldukları, aynı ideolojiye ve çıkar gruplarına hizmet ettikleri koşul ve dönemlerde, medya tüm gücü ile iktidarın yanında yer alır, aralarında su sızmayan mükemmel bir işbirliği gerçekleşir; safların değişmesiyle meydana gelen yeni çıkarların örtüşmediği dönemlerde karşı karşıya geldiklerinde ise – bu dönemler genellikle seçimle gelen iktidarın değiştiği dönemler olup, ana akım medya kendi safını her daim korur. – medya elinde bulundurduğu tüm gücünü iktidara karşı taarruz için kullanmaktan çekinmez.

Medya ile siyasi iktidarın arasındaki kavganın sebebi “gücün” kimin elinde himaye edileceği mücadelesidir. Kavgaya kavramsal olarak baktığımızda medya, algı oluşturma ve bu algıyı yönetme gücü ile iktidarı elinde bulundurur. Siyasi iktidar ise halkı yönetme gücü ile iktidara sahipken aynı zamanda halkın desteği ile yasal otoriteyi de elinde bulundurmasından dolayı meşruluğu kazandığı için gücün yani iktidarın asıl sahibidir. Teoride iktidarın sahibini açıklayabiliyoruz fakat pratikte mücadele her daim devam etmektedir. Ne medyanın ne de siyasi iktidarın, iktidar mücadelesinden vazgeçmesi olası görünmemektedir. Bundan dolayı medya,  mevcut siyasi iktidara karşı algı yönetimi ile kozunu oynarken, siyasi iktidar da otoritesini kullanarak gelen müdahaleye cevap verir. Biraz da bu çift taraflı mücadelenin somut örneklerinden bahsedelim.

Amerikan ana akım medyası, seçim döneminde cumhuriyetçi ya da demokrat olması fark etmeden, belirlediği adayın seçim propagandasına “medya gizli sponsorluk” – bağımsız medya! –  desteğiyle tüm seçimlerde taraf olarak yer almaktadır.  Geçen kasım ayında gerçekleşen Amerikan başkanlık seçim sürecinde demokrat Clinton ana akım medyanın gözdesi olarak seçilmişti. Tüm kartlarını Clinton’dan yana oynayan medya, algı yönetimi ve endoktrinasyon enstrümanlarını her imkânı ile kullanmıştır. Sarf edilen tüm eforlara rağmen Trump’ın seçimi kazanması, ana akım medyanın hazmedebileceği bir sonuç olmadığından dolayı ana akım medya tarafından bir anlam da ifade etmedi. Medya ile Trump arasındaki iktidar kavgası, basın toplantılarında Trump’ın ana akım medyayı, seçim süreci içerisinde gerçekleştirdikleri yayın, Clinton’a açık destek ve yayınladıkları raporlar nedeni ile “yalancılık” ve “çöpten haber yapmak” suçlarıyla suçlayarak medya ile süregelen kavgasını alevlendirdi. Amerikan ana akım medyası ile Trump arasındaki iktidar mücadelesini ve sürecin getirdiklerini ilerleyen zamanlarda daha net bir şekilde gözlemleyebileceğiz.

Türkiye özelinde medya ve siyasi iktidar ilişkisine baktığımızda, akıllara ilk gelen dönem 28 Şubat süreci olmaktadır. Medya ile siyasi iktidar ilk kez bu süreçte karşı karşıya gelmemiştir elbette, fakat askeri darbelerle kesintiye uğrayan sivil siyaset, ilk kez medya ön plana çıkartılarak manşetlerle gelen postmodern darbe sürecinin hazırlayıcısı olmuştur. 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararlara “kartel medya”nın manşetlerinin ön ayak olmasını ve manşetlerden bağıra bağıra gelen postmodern darbenin kaldırım taşlarını iktidarda bulunan medya karterinin döşemiş olduğunu, sürecin ardından daha net olarak görmüş olduk.

Medyanın çıkar çatışmalarından dolayı oklarına hedef olarak belirlediği ve taarruz için yöneldiği yer, her zaman kendi ülkesinin siyasi iktidarı olmuyor. Çıkarlarının çakıştığı ülkelerin iktidarları ile de iktidar/ güç mücadelesine tutuşabiliyor. Kavgası için belirlenen ülkenin, tüm iç işlerine karışmaktan ve ülkeyi karıştırmaktan geri durmayarak, stereotype – klişe, basmakalıp- haberlerle tüm dünyayı anında bilgilendirme aşkı ile tutuşarak, yayınlarını canhıraş bir şekilde yapmak için elinden geleni yapar. Bunun önüne bir nebze geçebilmek için ülkelerin İngilizce haber servis eden kanallar kurması ve bu kanallar aracılığı ile dünyayı bilgilendirmesi oldukça önemlidir.

Son yıllarda sosyal medyanın etkili ve etkin kullanımıyla ana akım medyanın gücünün hafiflediğini söyleyebiliriz. Sosyal medya aracılığı ile bireysel kullanıcıların her biri medya mensubu gibi olay yerinden anında bilgi ve yayın paylaşabiliyorlar. Ayrıca ülkeler hem kendi resmi dillerinde hem de İngilizce olan resmi profillerinden olaylar hakkında haberler paylaşılarak dünyayı anında bilgilendirebilmekteler. Sosyal medyanın etkin kullanımı için, Mısır’da başlayan Arap Baharı’nı, Suriyeli Bana sayesinde Halep’teki kuşatmayı, ABD’nin Ferguson kasabasında siyahi gencin polis tarafından öldürülmesi ile başlayan olayları ve 15 Temmuz darbe girişimine karşı Türk halkının kalkışmadan haberdar edilmesi ile halkın kolektifleşmesini gösterebiliriz.

George Orwell 1984 adlı kitabında egemen iktidarın düşürülebilmesi için dört yöntem sıralamıştır. Bunlar: “Bir dış güç tarafından alt edilecektir, ya ülkeyi yönetmekte kitlelerin başkaldırmasına yol açacak kadar yetersiz kalacaktır, ya güçlü ve hoşnutsuz bir orta kesimin doğmasına engel olamayacaktır ya da kendine olan güvenini ve yönetme isteğini yitirecektir.” şeklindedir. Kitapta verilen yöntemlerin tarih boyunca siyasi iktidarların etkisiz hale getirilmesi için birçok kere denendiğine zaten şahit olduk. İster kartel, ister ana akım medya olarak nitelendirilen medyanın, bu yöntemlerin uygulanması noktasında hiç şüphesiz her zaman desteğiyle var olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

Medya ile iktidarın arasının iyi olması mı, yoksa aralarında sürekli bir mücadelenin mi olması daha iyidir meselesi, duruma ve şartlara göre tartışmalı bir meseledir. Medya ile iktidar kavgasının, gücün kimde olacağına dair bir mücadele olduğuna daha önce değinmiştik.  Asıl üzerinde durulması gereken, bu mücadelenin de ötesinde mutlak gücü kimin istediğidir. Dünya insanı ve bir ülkenin vatandaşı olarak bizlerin yapması gereken şeylerin başında, eleştirel akıl sahibi olarak iyi birer medya okuryazarı olmak, farkındalık sahibi olarak çıkarım yapmak gelmektedir. Bu yolu kullanarak, olayların zaman içinde benzerliklerle tekrar ettiğinin farkındalığına varıp, gerçekleşen ve gerçekleşecek olaylara karşı daha aklıselim refleksler alınmasını sağlayabiliriz.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>