SANAL TÜKETİM, GERÇEK TÜKENİŞ

HARUN ŞAHİN

wearable

Mecbur ve maruz kaldığımız televizyon medyası bu gün akıl almaz bir durumdadır. Akıl almaz sıfatını doğrudan sözlük anlamıyla kullanıyorum çünkü akla mantığa sığmayan, gerçeklik algısını körelten, insan zekâsıyla alay edilen bir yayın politikası hâkim durumda. Bu politika her alanda kendisini gösteriyor; din, siyaset, eğlence, kadın, erkek, çocuk… Her biri pazarlama ve güdüleme teknikleriyle bezenmiş olan programlar bireyler ve kitleler üzerinde büyük yıkıcı ve eşekleştirici etkilere sahiplerdir. Birey başına ortalama 5 saat televizyon izlenen ülkemizde medyanın etkisinin büyüklüğünün tahmini zor değildir. Görsel ve işitsel tüketimin sebep olduğu zihinsel obezler her geçen gün artmaktadır. Sundukları gerçek dışı dünya ve medyanın kucağına terk edilmişlik, gerçek hayattan kopuk sanal bir dünyaya hapsediyor bizleri.

Arttırılmış ve sanal gerçeklik sloganıyla nam yapan ‘oyun’ların talep görmesini ilginç bulmuşumdur çünkü yaşadığımız hayat olabildiğince arttırılmış olabildiğince sanal ve oyun. Bize ve gerçeğe dair bir şeyler bulamadığımız programlar işgal etmiş durumda gündemi. Zihinlerimizi aşağılarcasına kurgulanmış programlar gerçek hayatta göremeyeceğimiz –ya da görmeye hazırlanmamız gereken- insanlarla dolu. Sanki uzayın derinliklerinde bu saçma kurgularda rol almak için getirilmişler gibi. Her şey ithal görüntüler, senaryolar, oyuncular… Eşrefi mahlûkat bildiğimiz insanın bin türlü halini hayretle görebiliriz ve eğer henüz kaptırmadıysak kendimizi başkalarının yerine sıkça utanmak mümkün. Benzer kurgular türetilip yeni isimlerle ve benzer tiplerle farklı kanallarda izleyiciye -tüketiciye- tereddütsüz ve endişesiz sunulabiliyor ve izleyici sorgulamadan tüketiyor. Bu doyumsuz sanal tüketim maddi tüketim için de zemin hazırlıyor.

Pazar alanına dönüştürülmüş küresel dünya medyayı en önemli satış mümessili olarak kullanmakta. Bunun için sakınca duymadan tüm satış tekniklerini özgürce kullanabiliyor. Siyaset programlarından, dini programlara, çocuk programlarından yetişkinlere kadar her alanda satış teknikleri oldukça etkili. Bu sebeple toplumsal değerler kolaylıkla hiçe sayılabilmekte ya da satış için kullanılabilmekte. Din adamı sıfatıyla insanların cennete giriş bileti sattığı, siyasilerin umut sattığı, kadınların moda sattığı, sporcuların kumar oynattığı, çizgi filmlerin oyuncak sattığı sanal gerçek bir dünya. Raflar sürekli yeni ürünlerle dolmak zorunda; televizyon insanlara satmak, rıza ve ihtiyaç imalatı yapmak zorunda. Her alanda ehillerinin değil fetişistlerinin bulunduğu bir dünya. Kadın olsun erkek veya eşcinsel olsun her biri izleyiciye cinsiyetini dayatmakla meşgul; bir başkası mezhebini, ideolojisini, zenginliğini, ahlaksızlığını veya namuslu oluşunu(!). Herhangi bir alanda aklı, fikri selim birini bulmak oldukça zor, çok konuşup hiçbir şey söylemeyenlerle dolu.

Dini programların ahvali endişe verici zira din adına anlatılanlar, fahiş fiyatlara televizyonda konuşanlar, çağın dilinden ve sadra şifa olmaktan oldukça uzaktır. Anlattıklarıyla yüzyıllar öncesi insanlara hitap eden hocalar günümüz Müslümanlarının problemlerinden, dertlerinden oldukça uzaklar. Bu tipler kaynak ayrımı yapmaksızın kuran, sünnet ve akıl süzgecinden geçirmeksizin siyer ve peygamberler tarihinden örnekleri yoğun dram katarak akıl almaz detaylara inerek anlatır ve ağlattıkları insan sayısınca tatmine ulaşırlar. Ağlayan insanların bir saat sonra eski hallerine dönmeleri, uyuşukluktan kurtulmaları dünyevi problemlerinde yol alamamaları hiç önemli değildir çünkü amaç gerçekleşmiştir, fayda vermeyecek bir tatmin sağlanmıştır. Müslümanların televizyonda yer etme kavgası böyle bir garabete yol açtı çünkü bu alanda olmanın şartı satmak ve sattırmaktır ve böylece reyting denen düşük kaliteli takdir sistemine kurban gittiler.

Haber bültenleri, haberdar etmek dışında birçok işlevi yerine getiriyorlar. Hemen hepsinin tarafsız ve ilkeli sloganını kullandığı ajanslar tarafsız kalmak konusunda oldukça beceriksiz. Haber kanalları kendi kitlelerini oluşturuyor ya da kitleler kendi haber kanallarını kuruyorlar ve bir türlü haberdar olamama süreci başlıyor. Böylece haber ajansları kendi kitlelerini kandırıyorlar. Haber kaynağının gizliliği ilkesi haberin doğruluğunun sorgulanmasına olanak vermezken pekâlâ bu ilke suiistimal edilebiliyor. Yalan yanlış ve manipüle edilmiş haberler ekranlardan eksik olmuyor. Sözgelimi bir fotoğrafa farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda yaşanmış olayların haberi verilirken rastlayabilirsiniz ve bu fotoğraf sizde öfke, üzüntü ve nefrete sebep olabilir. Binlerce km. uzaklardan haber alabiliyorken hiç sebepsiz, varlığından habersiz olduğunuz insanlardan nefret edebiliyorsunuz. Bu problem birbirlerini medyadan tanıyan komşular için bile geçerli olabiliyor. Taraflı ve ilkesiz haberler sayesinde hizipleşmeler artmakta, kitleler arası ayrılıklar derinleşmekte ve nefret artmakta. Bu yolla insanları, kitleleri güdülemek oldukça kolaylaşıyor.

Büyük bir etki alanına sahip medyanın en önemli özelliklerinden biri güdüleme gücünün yüksek olmasıdır. Bu gücüyle satış mümessili olabilirken, iktidarların oluşmasında, hizipleşmelerin, düşmanlıkların oluşmasında, kitlelerin uyarılmasında oldukça etkili; küreselleşmenin hız kazanması ve kültürel değişimin başlıca sebeplerindendir. Böyleyken çocukların televizyonun kucağına atılması mazur görülemez. Nesil yetiştirmek bu kadar ucuz olmamalı, ayrıca din ve kültürün de, reytinge kurban edilecek kadar içi boşaltılmamalı. Haberdar olmak için kaynağın güvenilirliğini sorgulayabilmeli, şahitlerden teyit edebilmeliyiz. Pazarlamacıları tanıyabilmeli ve uzak durmalıyız. Biz medyayı tereddütsüz tüketmeye devam ettikçe, tükenmeye devam edeceğiz.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir