MEDENİYET Mİ? ÖYLEYSE İKTİSAT!

MUHAMMED YÂSİR OKUMUŞ

okumus

Modernleşme serüvenimizin seyri ve İslâm dünyasının sosyo-politik durumu medeniyet temalı tartışmaların haklı olarak gündemimize daha çok girmesini zorunlu kılmakta, Türkiye özelinde İslâmî kesimin devlet ve iktidar ile imtihanı süresince karşılaşılan durumlar kadim medeniyet sorunlarımıza referansla konu üzerine artan biçimde mesai harcamamıza vesile olmaktadır. Güncel gelişmelerden kronikleşen problemlerimize kadar pek çok meselenin medeniyet kavramı çerçevesinde farklı düzeylerde tartışılması, bu kavram etrafında bir farkındalık oluşması açısından önem arz etmektedir. Siyasetten ekonomiye, toplumsal olaylardan ilmi meselelere kadar pek çok mecra medeniyet tartışmalarının merkezinde bulunmakta ve siyasetçilerden ilim adamlarına kadar pek çok aktör bir medeniyet inşasının, daha doğrusu medeniyetin yeniden inşasının elzemliğinden dem vurmaktadır. Medeniyet tartışmalarının kamusallığından cesaret alarak ve kapitalizmin çok boyutlu yıpratmalarından hareketle medeniyet tasavvurlarımızın iktisâdî boyutuna dair bir sesli düşünme çabasına girişmenin anlamlı olacağı kanaatindeyim.

Lütfi Bergen yerlilik konusunu ele alan “İsyandan Dirliğe: Anadaolu’da yerli Olmak” başlıklı makalesinde İslâm medeniyeti örneğinden yola çıkarak bir medeniyetin inşasında hedeflenmesi gereken üç amaçtan bahseder. Bir medeniyetin üç alana yönelik değişim iddiası taşıması gerekir. Medeniyet öncelikle ahlâk ve adalet noktasında yeni bir tavır ve inanış ortaya koyar. Bunu takiben ve buna binaen bir iktisâdî biçim geliştirir. Nihayet, buradan hareketle de bir millet inşa eder. İslâm medeniyeti bu üç hususta değişim iddiasına sahip olmuş ve bu değişimi başarmıştır. Müslümanlar vahyin ışığında Mekke toplumunun ahlâk ve adalet anlayışına karşı İslâm ahlâkını ve adaletini tesis etme çabası içerisinde olmuşlardır ve bunu Medine’de başarmışlardır. Akabinde Medine’de İslâm’ın emir ve yasaklarını gözeten, ticaretin kapitalist hırs yüklerinden kurtarıldığı bir İslâm pazarı kurulmuştur. Bu pazar ile Müslümanların hâlihazırda Medine’de bulunan Yahudi pazarının insafına bırakılmaması sağlanmış, ayrıca Mekke’deki kapitalist iktisâdî anlayışa bir alternatif sunulmuştur. Bu iktisâdî modelin uygulandığı Medine’de ümmetin nüvesi olan İslâm milleti vücuda gelmiş, böylece bir medeniyetin taşıması gereken üç iddia da yerine getirilmiştir.

Cengiz Kallek, Sosyal Servet: İslâm’da Yönetim-Piyasa İlişkisi başlıklı eserinde Medine’de kurulan müstakil pazarın üç temel özelliğinin altını çizer. Bunlardan ilki pazarın geniş ve açık bir alanda kurulmuş olmasıdır. Bu sayede pazar alanının genişlemesine, daha fazla tüccarın pazara girebilmesine zemin hazırlanmıştır. Ayrıca bu geniş alanda insanlar fiziki olarak sınırlandırılmamakta, rahat hareket edebilmekte, dolayısıyla alış veriş bir mücadele/rekabet alanına dönüşmemektedir. Pazarın ikinci özelliği tüccarlardan vergi alınmamasıdır. Bu şekilde fiyat artışının önüne geçilmiş, Müslümanların zorlanmadan mal alabilmeleri, Müslüman tüccarların geçimlerini sağlayabilmeleri ve pazarın diğer pazarlar ile rekabet edebilmesi sağlanmıştır. Üçüncü özellik, pazarda hiçbir tüccarın yerinin sabit olmamasıdır. Bu kural vesilesi ile pazar içerisinde belirli bölgelerin değerlenmesi ve buralardan rant elde edilmesi önlenmiştir. Ayrıca pazar alanına erken gelen tüccarın dilediği yere tezgâhını kurabilecek olması tüccarların tembelliğe düşmesini de engellemiştir.

İslâm’ın ilk döneminde ortaya konulan medeniyet tasavvuru iktisâdî düşünce, eylem ve sistemin bir medeniyetin en temel sacayakları arasında yer aldığını açıkça göstermektedir. Öyleyse, önemli soruyu soralım: bugünkü medeniyet tasavvurumuz nasıl bir iktisâdî sistem barındırıyor? İslâm, bizden harfi harfine belirlenmiş bir iktisat anlayışına uymamızı beklemiyor; belirli kurallar ile bir çerçeve çizme noktasında bize yol açıyor. Vahyin ışığında inşa ettiğimiz ahlâk ve adalet anlayışımızdan da hareketle kendi gerçekliklerimizi gözeten bir iktisâdî sistemimiz olabilir. Yukarıda anlattığımız iktisâdî sistem Medine’de kurulan İslâm devletine özgü olmakla birlikte bizim için bir model teşkil etmektedir. Tarihte farklı İslâm devletleri kendi gerçeklikleri doğrultusunda sistemler kurmuşlardır. Mesela tımar sistemini merkeze alan iktisâdî sistem Osmanlı medeniyetinin yapı taşlarındandır.

İslâm toplumlarının modernleşme serüvenlerinin Batı endeksli gelişimi belki de en açık biçimde iktisat alanında görülmektedir ve kesin olarak söyleyebiliriz ki Müslümanlar kapitalizm ile ciddi bir imtihan içerisindedirler. Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü eserinde İslâm toplumlarının ekonomik sistemlerinin batıdan menşeli olduklarını, bundan dolayı da bu sistemlerin İslâm dünyasına özgü toplumsal gerçekliklerden kopuk olduğunu belirtmektedir. Farkında olarak veya olmayarak -çoğu zaman da olmayarak- insanı değil de eşyayı ve iktisâdî gelişmeyi önceleyen kapitalizmin bizi tüketmesine müsaade ediyoruz. Sahip olduğumuz ahlâk-adalet anlayışının ya da bu anlayıştan geriye kalanın kapitalist iktisâdî zihin ile çatışmasına şehadet edebilmemiz, farkındalık sahibi olmamız, “İslâmî olmayan” bu iktisâdî modeller ile vicdanımız arasında sıkışıp kalmamızı engelleyebilecek çıkış yolu olabilir.

Daha fazla kazanmayı, bunun için daha fazla üretmeyi, ürettiğini tüketmeyi, satabilmek için çeşitli şekillerde sömürmeyi hedefleyen; bütün bunları yaparken şükür, kanaat, helal, güven, israf gibi bize ait olan kavramları yerle yeksan eden kapitalizm kazanmak ve kazanmak için tüketmek uğruna bizleri tüketmiyor mu? Geçimimizi sağlayabilmek için çalışıyor, kazandığımızı “üretilmiş” ihtiyaçlarımıza harcıyor, modayı ve teknolojiyi takip edebilmek üzere kendimizi paralıyor, alışveriş merkezlerinde zamanın nasıl geçtiğini dahi fark etmeden ömrümüzü tüketiyoruz. Marka takıntısı, alışveriş hastalığı, boş zaman, avm, kriz gibi kavramların hayatımızda kapladığı alana bakınca tüketirken tükendiğimizi fark etmiyor muyuz? Kapitalist akıl yalnızca iktisâdî anlamda kuşatmıyor bizleri, aynı zamanda bir siyasallar, sosyallikler, değerler bütünü dayatıyor. “Biz” kavramının karşısına kendisinden öylesine emin bir “ben” çıkarıyor ki, o “ben”in albenisine kapılıp yerliliğimizi parsel parsel kaybediyoruz. Kredi kartlarının sunduğu alım gücü ile geleceğimizi tüketiyor, boğazımıza kadar faize batıyor, kredi derecelendirme kuruluşları vasıtasıyla susturuluyoruz. Ne diyordu Henri See: “Kapitalizm, biçimlenmeye başladığı dönemden bu yana, bir yandan, bir ekonomik örgütlenme biçimi olarak modernlik sürecinin kurumsallaşmasına katkıda bulunmakta, bir diğer yandan da, kendi zihniyetini üreterek modern dünyadaki yaşam biçimlerinin kendi ilkeleri doğrultusunda kodlanmasını talep etmektedir.”

Tevhid, adalet ve ihsanı merkeze alarak, temeli İslâm tarihinde var olan iktisâdî aklı rehber edinip günün şartlarını ilkeler çerçevesinde gözeten, hayatımızı anlamsız tüketim döngüsünden çıkarıp yeniden anlamlı kılacak, bizleri tüketmeyecek bir iktisâdî sistem için çabalamak bir medeniyet tasavvurumuz var ise eğer ve bu tasavvuru hayata geçirebileceksek hayatidir. “Nasıl bir iktisat?” sorusuna cevap vermenin hayli güç olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmakla beraber “nasıl bir iktisat değil?” sorusuna cevap verebilmenin daha kolay olduğunu söylemek gerek. Daha kolay, çünkü günlük iktisâdî tecrübelerimizin farkında olmak bile pek çok cevap anlamına geliyor. Öyleyse kendimize şöyle bir bakmaya ne dersiniz?

 


Okuma Önerileri

Bergen, Lütfi (2010). “İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak”. Hece Dergisi Özel Sayı: Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta Yerlilik. Sayı 162/162/164. İstanbul: Hece Yayıncılık.

Curtis, Neal (2015). İdiotizm: Kapitalizm ve Hayatın Özelleştirilmesi (Mehmet Ratip, Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları.

Eğri, Taha, Oğuz Karasu, Necmettin Kızılkaya (2014). İslam İktisadını Yeniden Düşünmek. İstanbul: İgiad Yayınları.

Kallek, Cengiz (2015). Sosyal Servet: İslâm’da Yönetim-Piyasa İlişkisi. İstanbul: Klasik Yayınları.

Karakoç, Sezai (2012). İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü. 12. Baskı. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Okumuş, Muhammed Yâsir (25 Aralık 2015). “Kapitalist Demokrasi ve Dogmatik Bireyselcilik”. Ukba Dergisi. http://ukbadergisi.com/2015/12/kapitalist-demokrasi-ve-dogmatik-bireyselcilik/.

See, Henri (2000). Modern Kapitalizmin Doğuşu (Turgut Erim, Çev.). İstanbul: Yöneliş Yayınları.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir