YENİ DÖNEMDE YENİ GÖREVLER

İSMAİL KAPLAN

yeni-donemde-yeni-gorevler

Müslümanlar olarak, özellikle son beş yüz yılı, sorgulama, düşünme, akletme gibi davranışlardan çok uzakta geçirdik. Elbette bu demek değildir ki Müslümanların hiç biri bu vasıfları öncelemedi. Zira tarih boyunca her dönemde bu özellikleriyle toplumlara öncülük ve önderlik edenler var olmuştur. Lakin son dönemlerde bu öncülerin sayısı maalesef pek fazla değildir.

Günümüzde de bu muhafazakâr kültürün etkileri sürmektedir. Akla hitab etmek yerine duygulara hitab eden, gerçeklerle hareket etmek yerine menkıbe ve söylentilerle hareket eden, tevhidi bir bütünlük perspektifi yerine zâhiri veya bâtını önceleyen ve bu yolda aşırıya giden gelenekler, toplumlarımızı esir almış durumdadır. Bütün bu gelenekler birbirlerine taban tabana zıt görünüyor olsalar dahi, aynı yöntemleri kullanmaktadırlar. Dahası, toplumlarımız da bilinçli sorumluluklar almak yerine, kendisine daha az sorumluluk yükleyen bu tür kolaycı yaklaşımları talep etmektedir. Bu durum da bahsedilen geleneklerin işini ziyadesiyle kolaylaştırmaktadır.

İşte bu yüzden, tüm Türkiye olarak, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarımızı ele alırken, meseleyi birkaç yıl geriden değil, en az beş yüz yıl geriden başlayarak düşünmemiz gerekmektedir. Zira kıyısından döndüğümüz felâketin müsebbibi sadece bir grup veya bir topluluk değil, bir zihniyetin dışa vurumudur. Bu zihniyet; tek aklı, tek kitabı, tek görüşü, tek yöntemi, tek duruşu mutlaklaştıran ve kendisi dışındakileri (gizli veya açık) sürekli olarak mücadele edilmesi gereken ötekiler olarak gören bir zihniyettir. Maalesef Türkiye’de ve İslâm toplumlarının tümünde dinî hayat, bu tür vakâlar etrafında şekillenmektedir.

15 Temmuz’da büyük bir ihanete kalkışan mevzubahis topluluk; yıllarca İslâm’ın en temel öğretilerini hiçe sayarak, İslâm’a hizmet ettiğini iddia edebilmiştir. Maalesef düşünmeden ve sorgulamadan uzak kültürümüz, bu iddialara gerekli cevabı çok uzun yıllar verememiştir Tâ ki siyasi bir karşıtlığın ortaya çıkması ve neredeyse tüm İslâmî çevrelerin bu yapılanmayla arasına mesafe koymasına kadar. Bu noktada iyi niyetin Müslümanları yanılttığı söylenebilir. Zira aklı başında hiçbir Müslüman, bir başka Müslümanın bu derece ihanet içerisinde olabileceğini hayal etmez. Diğer yandan iyi niyetlerimiz gözlerimizi ve aklımızı köreltmemelidir. Bilinç ve teyakkuz nöbetinden, şartlar her ne olursa olsun taviz vermemeliyiz.

15 Temmuz darbe girişimi, kahraman şehit ve gazilerimizin, zorbalığa ve eşkıyalığa karşı direniş gösteren milletin gayretleri ile bertaraf edildi. Bunun gerçekleşmesinde ihlas ve samimiyetin payını da göz ardı etmemeliyiz. Ancak direniş hareketleri bununla sınırlı kalırsa eksik kalmış olacaktır. Çünkü yaşadığımız darbe girişimi sadece maddi güce değil, aynı zamanda manevi tahakküme de dayanan bir girişimdir. Zihinleri uyuşturulmuş, akılları kiralanmış, mankurtlaşmış sürüler; her zaman için tüm toplumlara karşı bir tehdit oluşturmaktadır.

Bugün bize düşen, destanlaşan bir direnişin nihai sonuca ulaşması için tüm gayretimizi sarf etmektir. Bu noktada öncelikli olarak, zihinlerimize yönelik gerçekleştirilen tüm darbe girişimlerini fark etmeli ve bunların üstesinden gelebilecek becerilerle idrakimizi donatmalıyız. Bunun yolu da; sanal sınırlarla sınırlandırılmamış, medya kanalları yoluyla uyuşturulmamış zihinlere sahip olmaktır. Bu zihinler, hakikatin bir bölümüne saplanıp, diğer bölümlerine kör kalmazlar; bilâkis dünyayı tevhidi bir bütünlük çerçevesinde görürler.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.