VE PUTLARA KUVVETLİ BİR DARBE İNDİRDİ

HARUN ŞAHİN

ve-putlara-kuvvetli-bir-darbe-indirdi

– Ve gizlice üstlerine yürüyüp (baltasıyla) putlara kuvvetli bir darbe indirdi. (Saffat 93)

Ayetinin şavkı vurur çok defa zihin dünyama. Bu ayeti sözlük anlamıyla anlamak oldukça eksik gelmiştir kalbime. Ayet tefsiri yapmanın haddim olmadığını bilirim ama ayetlerin zahiri ve batıni anlamları olduğunu ve her kalbe bir doğuşu olduğunu da bilirim. Buna mukabil, Hz. İbrahim’in baltası bana hep soru gibi gelmiştir putlar ise batıl inanç sisteminin, zihin dünyasının ta kendisi. İbrahim’in baltasının darbelerinin -meta olarak- putlar üstündeki yıkıcılığı, hakkı arayan soruların batıl zihin dünyasına darbeleri gibidir. Bu bağlamda yazımda affınıza sığınıp dosya konusunu tersten okuyarak, soru ve soruların yıkıcılığı ve yapıcılığı üstünde durmak, zihinsel darbe olarak İslam’ı anmak, zihinsel darbelere direnişi ise batıla vermek istiyorum.

Soru sormak veya soruya muhatap olabilmek oldukça önemlidir. Akletmek sorudan bağımsız bir eylem değildir. Biri ötekinin katalizörü görevini üstlenebilir. Beynin uyuşukluğu, zihnin kuraklığı, aklın esareti bir sorunun düşünce yetisini harekete geçirmesi ile zayıflayabilir ya da aynı şekilde düşünmeye başlayan bir zihin, sorular üretebilir. Soru hakikati aradığı zamanlarda bir balta keskinliğinde, bir bomba tesirinde ve tanklardan daha yıkılmaz bir hal alır. Böylesi bir soru zihinlere en büyük darbeyi indirebilir. Bu sebeple zihnin sorulara kapalı olması, düşünme eyleminin işlevini yitirmiş olması modern bir zihinsel direniştir. Bu direniş hakka, hakikate karşı olan direniştir. Hak gelince batıl muhakkak zail olacaktır (İsra 81). Birçok düşünürün zikrettiği karışık kafanın sabit fikir den daha evla olduğu kanısı yine düşünmenin önemine binaen oluşmuştur. Zihinsel kargaşa hali beraberinden bir rahatsızlık doğuracağından bu kargaşadan çıkış yolları aranmaya başlanır. Harp zamanında devletlerin dışarıdan gelen tehlikelere açık olmaları gibi kargaşanın hâkim olduğu zihin de sorulara ve düşünme yetisinin harekete geçmesine karşı savunmasızdır. Bu arayış sorusuz ve düşüncesiz olmayacaktır ve bu sonu gelmeyecek bir yolun başlangıcıdır. Ta ki tabular bu arayışa gem vurana kadar.

Soru karşısında muhatabın verebileceği bir cevap yoksa tepki savunma mekanizmasının devreye girmesi şeklinde gelişir. Bu ya soruya kapalı olmakla ya ezberlenmiş –düşünceden yoksun- cevaplarla ya da sorunun kaynağın susturmak şeklinde kendisini gösterir. Bunun örneklerinden birini girizgâhta kullandığımız İbrahim as. kıssasında görebiliriz. Bilindiği üzere Hz. İbrahim kendisine sorduğu sorularla tanrısını aramaya başlar ve her sorusu bir put yıkar ve hakka daha da yaklaştırır ve bitirişi sorusuna zekâsını katarak yapar baltayı büyük putun boynuna asar. Son, büyük put herhangi bir zarar görmemiştir ama asıl yıkıcı darbeyi ona ve onu var eden zihinlere indirmiştir:

İbrahim: o halde Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek putlara mı tapıyorsunuz? (Enbiya, 66)

Hadise, bilindiği üzere hakikatin aralanması, batılın hakikati arayan sorular karşısında darbelere direnememesi ve zail olması akabinde Hz. İbrahim’in görkemli bir ateşe atılmasına değin varmıştır.

Bir diğer örneği de Grek tarihinden Sokrates’le vermek isterim. Sokrates sorgulayan bir kişiliktir eski Yunan’da. Sosyal hayatı, otoriteleri, inançları ve hatta ilahları sorgulayan ve bu sorgulamalarını paylaşmaktan geri durmayan bir kişiliktir. Bazı kaynaklarda ilgi çekici bir şekilde Sokrates’in düşünme eylemini çok tutkuyla gerçekleştirdiği anlatılır. Sokrates’in sorularının yıkıcılığı toplumda infiale sebebiyet verir çünkü toplumda yaşlılar ve otorite sahipleri yani mevcut zihin yapısının ekmeğini yiyenler dışında düşünce dünyası açık olanlar, hakikate karşı direnmeyenler, gençler Sokrates’in fikirlerine kapılmaktadırlar. Sonuç şaşırtıcı değildir; hakikat darbelerine direnemeyen zihinler ve bu zihin dünyasının koruyucusu mahkemeler Sokrates’i idama mahkûm ederler.

– Sokrates’in eşi (ağlayarak): seni haksız yere idam edecekler.

– Sokrates: haklı yere idam etselerdi daha mı iyi olurdu?

Sistem yapısı itibariyle kendisini korumaya almıştır. Bunu da sorgulamalara karşı kuşandığı kalkan ve direnişlerle sağlar. Bunu kamu kuruluşlarıyla, bilim ve sanatla, eğitim öğretim hayatıyla, kitle iletişim araçları ile ve daha birçok yöntemle –tabu/put ile- ayakta tutmaya çalışır. Medeniyetin ürünlerinin kendisini ayakta tutması oldukça normaldir ve bunu kendisini oluşturduğu zihin yapısını ve yaşam tarzını mutlaklaştırarak yapar. Mutlaklaşan yapıların sorgulanması ve anlaşılmaya çalışılmasının önü sağlam duvarlarla örülmüştür zaten. Bu gün kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar dışında kimse gerçek soruları soramamaktadır. Evrilmiş, kast sahibi kölelik sistemi bilhassa kamusal alanda veya özel alanda özgürce düşünen ve gerçek/yıkıcı/yapıcı sorular soran bireylere bünyesinde yer vermemektedir. Sorgulanmaz, tartışılmaz, sarsılmaz; kurum, birey, kültür, dini, siyasi, bilimsel ve tabii ki servet otoritelerinin/şahıslarının saltanatı hayatımızın her alanında saltanat sürdürmektedir.

Hâkimiyet sahasını irili ufaklı putlarla dolduran sistem, bireysel kullanım alanları içinde putlar üretmiştir. Büyük BEN putunun yanı haz, konfor, güvence, gelecek, tüketim gibi putlarla doludur. Bunlarda bireyi köleleştiren, boyunduruk vuran sistemi, cazip kılan öğelerdir ve sistemi cazibeli köleliğe evirirler. Bu evrede sırtında hayatın kırbacını ve ağzında gemini hissetmeyen konformist bireyler ve toplumlar doğar.

İslam veya İslami olanın tabulara/putlara karşı yıkıcı bir etkisi vardır. Hakikatin mutlak olanın tekliği şiarıyla gelen her peygamber zihinleri ve kalpleri canlandırmaya putları yıkmaya gelmiştir. Yabancılaşan insanı yeniden tanımaya, bölünen insanı vahdete çağırmış ve bu yolun üstünde duran putlara karşı hakikatin baltasıyla savaşmışlardır. Haz putunu hüzünle, servet putunu infakla, bölünmüşlüğü vahdetle, doyumsuzluğu ölçüyle, kibri tevazuyla vb. yıkmış ve İslam’ın insanına giden yolu göstermiştir.

Çeşitli ismin verildiği modern zaman bir standartlar çağı olarak da adlandırılabilir. Bize ait veya yamanmış her kavramın bize çok uzak bir noktaya göre adlandırıldığı bu modern zaman; yaşamak, düşünmek, eylemde bulunmak gibi temel hakları yine kendi oluşturduğu sisteme göre değerlendirip bizler dayatmaktadır. Biz Müslümanca yaşama ve düşünme talebinde bulunanlar dayatılan standartların dışına çıkmadıkça standartları sorgulamadıkça, gerçek sorular soramadıkça taleplerimiz, meşru dahi kabul edilmeyecektir. İnsan hakları diye sıralanan maddelerin göreceliliği, çağdaş ve çağdışı ayrımının yapıldığı standartlar, coğrafi ayrımlar, yönetimsel standartla, eğitim standartları, yaşam standartları ve bunların oluşturduğu kölelikteki kast sistemi vb. sorgulanmalı ve yıkılmalıdır. Bu standartlara teslim olmuş ve bir parçası haline gelmiş her birey zihnini reel politiğe hapsetmiş ve insani yetilerini kaybetmiş, yabancılaşmış, konformist yığınlara katılmış demektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir