KAMUSAL ACİZLİK

YUSUF AYYILDIZ

kamusal-acizlik

Her gün kitle iletişim araçlarından binlerce mesaj alan insanoğlu, bu kadar bilginin içerisinde kendini yapayalnız hissetmektedir. Bu yalnızlıktan kurtulmanın yolunu kendini görünür kılmakta bulmuştur. 17. yy. ‘da Avrupa’da başlayan modernleşme, toplumsal değer yargılarının da yeniden gözden geçirilmesini gerekli hale getirmiştir. İletişim teknolojilerinde meydana gelen hızlı gelişmeler sonucunda yeni alanlar ortaya çıkmış ve sanal ile gerçek olan ne varsa iç içe geçmiştir. Artık insanoğlu, kendi bilgisinin ürettiklerinden korunmanın yollarını arayamaya başlamıştır. Dünyada meydana gelen bir takım icatlar sonucunda toplumsal hareketlilik hız kazanmaya başlamıştır. 1901’de motorun icadıyla birlikte otomobil sanayiinde büyük gelişmeler yaşanmıştır. Amerika’nın varlık sebeplerinin biri olan “yol medeniyeti” ortaya çıkmıştır. Artık zaman kavramı değişiyor. Zamanı kontrol etmek son derece önemli, çünkü hızı kontrol ediyorsun. Dünya’da meydana gelen bu kadar değişimin temelinde, bilginin artık kullanılabilir olduğunun farkına varılması yatmaktadır. Bilgi artık toplumsallaştı ve yaşamın bir parçası haline geldi.

Zaman kavramında meydana gelen bu değişim insanın toplumsal durumunu ve kavramlara yüklediği anlamları da etkiledi. Özel alan ve kamusal alan kavramlarının iç içe geçmesi bunun en büyük göstergesi olmuştur. Batının hayat felsefesine bakıldığında temelde birey vardır. Ve hayatın şeklini bireyi şekillendirmek üzere dizayn etmişlerdir. 20. Yüzyılda modern ulus yapılarının pekişmesiyle kamusal alan da siyasallaştı, bir başka deyişle kamusal alan siyaset tarafından işgal edildi. Coğrafi keşifler, sömürgecilik ve batı yayılmacılığı sonucunda bunlara bağlı olarak doğmuş bu süreç de burjuva kamusu çerçeve kazanmıştır. Daha sonrasında da özel alanın çizgilerinden, kamusal alanın boyutlarından ve devletin sınırlarından bahsedilmeye başlanmıştır.

Görülerek var olma anlayışı geleneksel dünyadan kopuşun önemli göstergelerinden biridir. Çünkü geleneksel kültürde gören ve görülen ilişkisinde üstünlük “görünen” de değil “gören” dedir. Çünkü görünmeden görmek her zaman esrarengiz olmuştur. Kamusal alanda güç çoğu zaman görenin tarafındadır. Çünkü gören taraf denetleme ve insanları yönlendirme konusunda ayrıcalıklı bir konumdadır. Görülen tarafından bakıldığında durum pek iç açıcı değildir. Çünkü sürekli gözetim altındadır. Aslına bakılırsa görme ve görülme mevzusu ortaçağda ve günümüzde bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmaktadır. Kendisinin sürekli surette gözetlendiğini hisseden birey, sürekli kendine çeki düzen vermekle uğraşacaktır.

Modern sistem kendini kamusal alan üzerinden görünür hale getirmektedir. Böylelikle birey kendini görünür hale getirmek için kamusal alanda varlık kazanmaya çalışmaktadır. Özel alandan kopan birey, kamusal alanda kendine yer bulamamıştır. Bireyi özel alanına yabancı hale getiren modern sistem onu tüketimin nesnesi haline getirmiştir. Özel alan ve kamusal alan tartışmaları sosyal hayattaki bireyi sınırlandırmıştır. Kamusal alanda yayılan bir haber, kitle iletişim araçları ile kendini meşrulaştırmıştır.

Kamusal alana çıkmak, aslında tüketim alanına çıkmak demektir. Çünkü kamusal alanda varlığını devam ettirebilmek için sürekli surette tüketmek zorunda kalırsın. Kamusal alanda üretim her zaman ihtiyaçtan fazladır. Böylelikle kamusal alanda olan kadın ve erkek ihtiyaçtan fazlasını almak zorunda olacaktır.

Kamusal alanda bulunmak, bireylerin belli aşamalardan geçmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle bir kimlik ve duruş sergileyen insanların kamusal alana çıkması ve varlığını devam ettirmesi çok zorlu bir aşamanın sonucudur. Kadının kamusal alana çıkması tarihsel süreç içinde belli zorluklarla karşılaşmasına neden olmuştur. Oluşturulmuş kapital bir düzen içinde kadın bir meta olarak algılanmaktadır. Bu yüzden kadının kamusal alanda bulunması belli bir dönem onu rahatsız etmiştir. Özellikle sanayi dönemiyle başlayan makineleşme, kadının sadece ucuz bir iş gücü olarak görülmesine neden olmuştur.

Müslüman kadınlar son yirmi yılda kamusal alana ilişkin iddialarını oluşturan söylemlerin egemen kamusal söylemler tarafından bastırılmasının ve emilmesinin sıkıntılarını yaşadılar. Bu yüzden kendilerini rahat bir şekilde ifade edecekleri bir kimlik oluşturmaya çalıştılar. Tesettür bu kimlik oluşturma olayında en önemli etkenlerden biridir. “Başörtüsü, Allah’ın emrine itaat etme isteğinin yanında, esasında bacı olma ifadesiydi. Tesettür, kadının kamusal alanda insan kimliğini netleştirmek üzere, cinsel bir nesne olarak algılanmasına izin vermemek şartıyla ilişkilere girebileceğini anlatır.”(Aktaş : 2014 s.8) Geleneksel toplumlarda cinsel objeyi ortadan kaldırarak, kardeşliği ve dayanışmayı ifade etmek için “bacı” kavramı kullanılırdı. Fakat tarihsel süreç içinde geçirdiğimiz dönüşümler sonucunda Aktaş’ın tabiri ile “bacıdan bayana” doğru bir dönüşüm gerçekleşti. Bayan kavramı cinsiyeti ve resmiliği ifade etmektedir. Kamusallaşmanın getirmiş olduğu en büyük dönüşüm bacıdan bayana doğru geçiş sağlamış dönüşümdür.

Kamusal alan toplumsal statüyü nötrleyen bir konuma doğru geçmiştir. Bu yüzden kamusal alanda statü oluşturabilmek için insanları belli sınıflara ait hissettirmek gerekmektedir. Müslüman kadın kendi özel alanındayken kendini göstereceği bir durumla karşılaşmamaktaydı. Fakat kamusal alanda bulunduğu zamanlarda oraya uyum sağlayacağı bir kimlik oluşturması gerekmekteydi. Bu durumda müslüman kadının dönüşümünü hızlandırmıştır.

“Müslüman kadının kendisini gerçekleştirmesi için çıkmayı zorunlu saydığı o resmi ve büyülü bir yanı olan kamusal alan, hegemonik iktidar merkezlerinin kitleleri biçimlendirmesi için tasarlanmış, bulunma ve görünme koşulları iktidar sahipleri tarafından belirlenmiş, bir resmi baskı mekanizması olarak işlev görmeye hazırlanmış bir alandı”(Aktaş: s.26) Bu alan iki yüzlü ve koca bir yalandı. Olanı değilde olması gerekli bulunanı gösteriyordu. Özel alandan çıkıp kamusal alanda kendini göstermek isteyen bir insan, bunun kendinden çok şey götüreceğinin farkında olması gerekmektedir.

Müslüman kadının kamusal alana çıkma isteği, onun mahremiyet anlayışında bazı değişimler geçirmesine neden olmuştur. İlk olarak tesettür anlayışında ortaya çıkmıştır. Kamusal alana adapte olabilmek için kılık ve kıyafetinde belli serbestliğe gitmesi gerekmektedir. Bunun sonucunda mahremiyet anlayışı gün geçtikçe aşınmaya başlamaktadır. Sonuç olarak görülmektedir ki; muhafazakâr, seküler ve modernist bir müslüman profili ortaya çıkmaktadır.

Müslüman bir insan bukalemun gibi içinde bulunduğu ortamın şeklini alan bir yapıda bulunmamalıdır. Rengini ve duruşunu her ortamda sağlam bir şekilde muhafaza etmelidir. Bunu yapabilmesi için metodunu Kur’an ve Sünnete dayandırmak zorundadır. Çünkü nebevi hareket metoduna uygun olmayan her yapı zamanla aşınmaya ve bozulmaya mahkûmdur. Nebevi duruşu bozmadan yaşayanlara selam olsun.


Dipnot:  AKTAŞ, Cihan, (2014), Bacıdan Bayana – İslamcı Kadının Kamusal Alan Tecrübesi, İz Yayıncılık, İstanbul.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.