İKTİDAR İHTİRASLARI

ATASOY MÜFTÜOĞLU

iktidar-ihtiraslari

Günümüzde, bir yanda bütün sınırları kaldıran, küresel bir ufuk ve vizyona sahip bir dünya var, diğer yanda, biz Müslümanları içerisine alan, etnik sınırlara, mezhepçi sınırlara bölünmüş, bu sınırları olabildiğince çoğaltan bir başka ve çok tuhaf bir dünya var. Biz Müslümanların, içerisinde yaşadığımız dünya hakkında tutarlı ve bütünlüklü bir fikrimiz yok. Bu durum, İslam toplumlarının hem zihinsel, hem ahlaki bir problemle karşı karşıya bulunduğunu gösteriyor. Bugünün dünyasında durmaksızın çoğalan tek şey iktidar ihtiraslarıdır. İnsani yanımız, ahlaki yanımız, deruni yanımız, medeni yanımız azaldıkça, aramızdaki çatışmalar, rekabetler ve karşıtlıklar çoğalıyor. İnsani yanımız azaldıkça, konuşmak yerine, saçmalamayı seçiyoruz. Bugünün gerçeklerini söyleyebilmek için çok güçlü sözcüklere, çok güçlü bir dile ihtiyacımız var. Ortada hepimizi çok yakından ilgilendiren bir yetersizlik sorunu olduğu çok açıktır. Bulunmamız gereken yerde bulunmadığımızın ne yazık ki farkında değiliz. Farkında olmadığımız için yalnızca duygusal deneyimler biriktiriyoruz.

Müslüman halklar kendi başlarına hareket etme yeteneklerini/iradelerini yitirmişlerdir. Bilincimiz, idrakimiz ve kimliğimiz yaralanmamış olsaydı, bu anormal durumu kabul etmeyecektik. Emperyalistler, sömürgeciler, önce toplumlarımızın her alanda felaketini hazırlıyor, daha sonra da, felaketlerini hazırladıkları toplumlara/ülkelere bir kurtarıcı gibi dönüyor, davet ediliyor. Toplumlarımız siyasal anlamda rüşt sahibi olmadıkları için emperyalist himayete/ilgiye/desteğe ihtiyaç duyuyor. Bizler, bu konular etrafında, bu çok zorlu sorunlar etrafında derin çözümlemeler yapmamız gerekirken, çok ucuz, çok basit, çok yüzeysel açıklamalarla günü kurtarmaya çalışıyoruz.

Zihinsel anlamda sömürgeleştirilmeye maruz kalmak, hiçbir şeyin bilincinde ve farkında olmamakla yakından ilgilidir.

Tarihsel yanılsamaların, aldatmacaların, yalanların farkına varmayanlar, bunların sonuçlarına katlanırlar. Günümüzde yaşandığı üzere, toplumlarımızda daha çok ekonomik nedenlerle, politik nedenlerle kimi ayaklanmalar yaşanıyor. Ancak, hiçbir toplum, hiçbir hareket, akım, cemaat, parti vb. zihinsel sömürgeleşmeye karşı ayaklanmayı, bununla hesaplaşmayı düşünmüyor. Zihinsel sömürge durumunda yaşamayı sürdürdüğümüz için, emperyal oyunların, büyük oyunların, çıkarlara dayalı karmaşık oyunların parçası haline geliyoruz. Propagandacıların anlattığı öykülere inanıyor, gerçeklere uyanmıyoruz. Çoğu zaman kimi ucuz/bayağı çıkarlarımızı/bencilliklerimizi sürdürmek adına susuyor, hakikati söylemeye cesaret edemiyoruz. Hakikati söylemediğimiz için onulmaz ahlaki yaralar alıyoruz. Sahte kutsallar ve kutsallıklar adına sömürülen ve sürüklenen kitleler yalanlarla da yönetilebiliyor. Kendi kendilerine kutsallık kazandırabilen “mübarek zatlar” bilinçsiz kitleleri bütün varlıklarıyla birlikte sonuna kadar rehin alabiliyor.

Zihinsel ve ahlaki özgürlüklere ve bağımsızlığa sahip olsaydık, bütün bu olup bitenleri hakikat adına sorgulayabilecek, çaresiz olmadığımızı kanıtlayabilecektik. Hangi tür çıkar mülahazası tarafından araçsallaştırılmış olursak olalım, bu tercihimiz sebebiyle, kendi kendimizi değersizleştiriyor, anlamsızlaştırıyoruz. Çıkar mülahazalarına, bencilliklere, ucuz/bayağı ihtiraslara, ucuz/bayağı karşıtlıklara direnerek, direnilebileceğini göstererek nitelikli ve onurlu bir hayata yeniden dönebiliriz.

Bizler, Müslümanlar olarak, hem modernitenin, hem de geleneğin tiranlığına/iktidarına/dayatmalarına maruz bırakıldığımız için, İslami dilin/bütünlüğün/tasavvurun özgün dili ve hikayesi bir tecrit durumu yaşıyor. İslam’ın serüvenini ancak, hem geleneğin, hem de modernitenin iktidarı karşısında kimi ödünler vererek anlatabiliyoruz. Günümüzde kim tarafından ve nasıl anlatılmış olursa olsun, anlatılan İslam’a ilişkin her öykü müdahale edilmiş bir öyküdür. Bu nedenledir ki, İslami bütünlük, eksikliğini derinden hissettiğimiz, yokluğunda onsuz yapamayacağımız/yaşayamayacağımız bir gerçeklik olmaktan ne yazık ki çıkmış, çıkarılmıştır.

Seküler dünya görüşü, varoluşunu, dinden bağımsızlaştırmak için yüzyıllardır çok yönlü bir mücadele yürütüyor. Ancak dinden bağımsız bir varoluşun mümkün olmayacağı görülmüş/anlaşılmış olmalı ki, bu defa dinin kısıtlanması, kontrol altına alınması, yönetilmesi, baskılanması ve çarpıtılarak parçalanması yönünde bir başka mücadele sürdürülüyor. Bu sürecin İslam’ı da içerisine alan bir süreç olduğunu bilmek gerekiyor. Bu sürecin en önemli yanı, İslam’ı iç dünya ile sınırlandırmak, bu yolla özelleştirmek olmuştur.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.