HAFIZAYI AYIRMAK

İBRAHİM HACIÖMEROĞLU

hafizayi-ayirmak

Zihin soyut kavramı, insan aklının hafızaya taalluk eden kısmıyla murabıt. Darbe kelimesi de kök olarak darabe fiilinden geliyor ki bu da ayırmak manasına geliyor. “Zihinsel darbe” nedir sorusuna verilecek yanıt da böylece ortaya çıkmış oluyor: Hafızayı ayırmak. Peki kimden?

Bu milletin minneti kıymetlidir. Bu millet minnetiyle, -her çağda- tankları ve mermileri cesurca yenebildiğini bir kez daha aynel yakin olarak gösterdi. Kaldı ki biz bunu zaten ilmel yakin olarak biliyorduk. Bizim bildiğimizi başkaları da biliyordu. Onların yüz küsür yıllık planı, bizimse bin küsür yıllık inançlarımız vardı.

Hatırladığım kadarıyla insan kelimesinin etimolojik köküne inen dilciler ila nihai iki kavrama ulaşır. Bunların birisi “Nisyan” diğeriyse “Ünsiyet”tir. Aslında “Hafızayı beşer, nisyanla malüldür” atasözü her şeyi özetler. Nisyan unutmak demektir. Unutmaksa yüce Allah’ın insanoğluna bahşettiği belki de en büyük nimettir.

Bilindiği üzere nimetler yerli yerince kullanılmadığında ortaya zulüm çıkar, failine de zalim denir. İnsan zihni de unutmaması gerekenleri unutursa nimeti zelil ettiği gibi kendini de rezil eder.

Ünsiyet kavramı da anlam itibariyle nisyanın zıddına inkılap eder; bağlanmak-bağ kurmak demektir. İnsanoğlu fıtratı gereği her şeyi unutabildiği gibi her şeye de alışabilir. “Her şey zıddıyla kaimdir” denir ya, hafızasındaki zıtlıklar bu ikisidir.

Bizler, insanlar, hata yaparız. Ancak yaptığımız hataları ne kadar sık tekrarlarsak onlarla o kadar çok ünsiyet kesbederiz. Fakat durum hata ile ünsiyetle kalmaz, hafızadakini de unutmaya döner. İşte benim “zihinsel darbe” ifadesinden anladığım budur.

Zihinsel darbeler ancak düşünsel bir yöntemle bertaraf edilebilir. Geleneğimizde düşüncenin birçok farklı formatı bulunmaktadır. Örneğin tefekkür, çok boyutlu ve derinlikli düşünceye verilen addır. Düşünceyi, onu ortaya çıkartan olaydan soyutlayarak, onu neden sonuç ilişkisine mahkûm olmaktan kurtarır. Tedebbür, görünürün (fenomenin) arkasındaki hakikati kavramaya yönelik bir düşünce şeklidir. Düşünceyi, onu ortaya çıkartan zamana ait olmaktan kurtarır ve geleceğe yöneltir. Böylece görünürün arkasında duran hakikatlere ulaşmayı amaçlar.

Tezekkür ise düşüncenin yönünü geçmişe yöneltir. Bir şeyi, hafızada bulunan bilgi ve tecrübe birikimiyle birlikte düşünmektir. Zihinle alakalı bütün eylemler doğrudan tezekküre çıkar. Doğru tezekkür, hafızayı diri ve taze tutmakla mümkün olur. Dolayısıyla tezekküre dönük her eylem içinde zikri barındırır.

Zihinsel darbelere karşı direniş ancak tezekkürle mümkündür ve bu da Kitab’ın birçok yerinde yer alan bu ayetle murabıttır: “Ey İman edenler. Allah’ı çokça zikredin.”

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir