ELEŞTİREL DÜŞÜNME İLE DİRENMEK

GÜLSÜN KARAYILAN

elestirel-dusunme

Eleştirel akıl yoksa hiçbir şey yok.

Sessiz, sakin ve derinden gelen, toplumların tüm organlarına ve insanların damarlarındaki kanlarına kadar, kendi benliklerindenmiş gibi sinen tüm yeni akıl çelici araçlara karşı insanın kendinden olan benliğini koruma direnişi nasıl olmalıdır?

Verileni bilgiyi olduğu gibi bütünüyle kabullenme: bu hiç prim yapmamış olan eylemi insan çağlar boyunca rağbet etmiş ve bu tutumundan vazgeçecek gibi de görünmüyor. Bu nedenledir ki, farkında dahi olmadan insanın zihnine yaptığı darbeler, ağır sonuç ve çıkmazlara neden oluyor. Düşünme eyleminin çıkarımsal süreçlerinden yoksun bu davranış, düşüncenin özgürleşmesi önünde aşılması emek ve çaba gerektiren bir engel.

Özgür düşünce sürecinin etkin bir şekilde gerçekleşmesi önündeki engellerin dışsal ve içsel olmak üzere bir çok nedeni bulunmakla birlikte, bunların başında  klişe –stereotype- ele alabiliriz.

Klişe-stereotype-nedir?“Bir grubun bütün üyelerine yönelik sabit, aşırı basitleştirilmiş, aşırı genelleştirilmiş, genellikle ön yargılı bir kanı; bir grubun tüm üyelerinin paylaştığı düşünülen olumlu veya olumsuz özellikleri taşıyan bilişsel bir şema. Kişilerin eşsiz, bireysel özelliklerini göz ardı eden ve hepsine ortak özellikler yükleyen sterotipleştirme, korku, ekonomik sıkıntılar, günah keçisi bulma gibi çeşitli motivasyonları yansıtabilir.” Buna örnek olarak: tüm Müslümanlar teröristtir, tüm Yahudiler cimridir, tüm Çinliler kısadır,  tüm siyahiler uyuşturucu kullanır şeklinde en yaygın olarak bilinen genellemeleri verebiliriz.

Klişeleştirilen kavramların altında yatan asıl amacın algı oluşturmak olduğunu bugün daha net görebilmekteyiz. 20. yüzyılın başlarında etkinleştirilen algı oluşturma ve algı yönetimi, gelişen teknoloji ile kapsamının daha da genişletmiş: insanların evlerine kadar girmeyi kendine vazife edinmiştir. Tüm maddi savaşlardan daha etkin bir silah olarak kullanılan algı yönetimi, toplum mühendisliğine soyunmuş, düşman – dost oluşturma, iyiyi- kötüyü belirleme, gündeme getirme, gündemden düşünme, itibarsızlaşma, marjinalleştirme konularında ihtisaslaşmıştır. Haberlerin konuları, dinlenilen müzikler, izlenilen diziler ve programalar, okunan kitaplar, reklamlar, düzenlenen etkinlikler, devletler tarafından yapılan uygulamalar ve siyasi partiler algı yönetimin araçları olabilmektedir.

Bireyin özgür düşünmesini engelleyen ve algı oluşturmanın bir diğer yönetimi ise kitleleri tek akıldan yönetilmektir. Bunlara: tarikatları, siyasi partileri ve sivil oluşumları örnek verebiliriz. Tek lider peşinden giden bireyler, liderin aklı ile kitle yönetimine maruz kalırlar. Bu maruz kalış kimi zaman mecburiyetten, kimi zaman ise kabulleniş şeklinde olmaktadır. Her iki koşulda da bireyin iradi ve özgür düşüncesinin önüne engeller konulmaktadır.

Şekli nasıl olursa olsun ulaşılmak istenilen amaca ve hedef kitlesine göre değişiklik gösteren algı oluşturma çabalarının ilk alıcı kitlesi, eleştirel düşünceden yoksun insanlardır. Çünkü verilen bilgiyi eleştirmeden, şüphesizce, doğruluğu konusunda araştırma yapmadan kabul eden ataleti de benimseyen bireyler oluşturulan algının tam da ulaşılmak istenilen kaynağın ilk alıcılarıdır. Algı yönetimi ile kanıksatılmış ve klişeleştirilmiş tüm ön yargılar aracılığı ile düşünce eylemi eleştirel düşünceden bağımsız olarak tam da istenilen kanallara sürüklenmektedir.

Bireysel özgür düşünmenin önünün açılması ve oluşturulan algıların ilk hedefleri olmamak için, emek harcanması gerektiği su götürmez bir gerçekliktir. Bunun için, öncelikle ön yargıların, kalıplaşmış düşünce dağları olduğunu kabul etmeli ve bu dağları aşmadan düşüncenin saflaşıp eleştirel düşünce boyutuna gelmesi beklenemez. Başkasının aklı ile düşünmek ne ise, klişelerle düşünmek de o dur. Düşüncesinin iradesini eline almak isteyen birey, öncelikle tüm basmakalıp ve empoze edilmiş düşüncelerden kurtulmalı ve eleştirel düşünceye sahip olmalıdır.

İnsan nedir? sorusuna en sık verilen cevaplardan biri: “insanın düşünen bir yaratık” olduğudur. Bu soruyu genişletip, İnsan nasıl düşünen bir yaratıktır? diye bir soru sorsak ve bu soruya ilk olarak: “eleştirel düşünmeye sahip bir yaratıktır” cevabını verebilseydik. Her insan düşünür, lakin eleştirel düşünce edinilmesi gereken  sistematik bir süreç olduğundan, insanın bir takım uğraşları sonucu kazanacağı bir edimdir.

Kısaca eleştirel düşünmeyi: bireylerin kendi düşünme sistemlerini oluşturduğu, dışsal etkenlere ve etkileyenlere karşı izlenimsel çıkarımlarda bulundurduğu, kendi düşünce sistemini disipline ettiği ve bunları objektif standartlarla kullandığı, mantık yürütülen bir yapıya sahiptir. Eleştirel düşünme: dünyaya herkesin baktığı pencereden başka bakacak  pencerelerin de olduğunu keşfetme yoludur.

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç eleştirel düşünmenin önemini: “Ben olsam Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.” sözleri ile dile getirmiştir. Oluşturulmaya çalışan algılardan bağımsız bir düşünce sistemi oluşturmak için neslimizin ve gelecek nesillerin eleştirel düşünme edimleri ile büyümesi, yapılan ve yapılacak olan tüm zihinsel darbelere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak ve küresel dünyanın yeni aktörler olmasını sağlayacaktır.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir