BÜTÜN, ZİHİN VE DURUŞ

AHMET EROĞLU

mental=control

Yaşıyoruz. Bu yaşamak, aynı zamanda sorumluluklarımızla yeteneklerimizi, isteklerimizle azmimizi, hayallerimizle gerçeklerimizi sık sık kıyaslama hali anlamına da geliyor. Her gün, hatta her an, bazen kıyıdan köşeden saklı gizli gelen bazen de ulu orta beliriveren malumatlar, talimatlar silsileleri ile yüz yüze gelmek kıyas yapmamızı, dolayısıyla (bu anlamda) yaşamımızı ve bütün bunlardan önce neyi ve neye kıyasla düşüneceğimizi izafi hale getiriyor.

Etrafımızı sarıp sarmalayan, kimi zaman olumsuz kimi zaman da olumlu mahiyette beliren malumatlar, talimatlar silsilesi, ekseriyetle, inancımızdan, gelenekten, tarihsel, kişisel ya da milli tecrübeden ve günümüzde nisbi ağırlığı artan bir şekilde küresel ya da yerel piyasalardan gelmekte. Bahsi geçen farklı kaynaklardan gelen malumatlar, talimatlar çelişebiliyor, birbirini tamamlar biçimde algılanabiliyor ya da birbirlerine hiçbir noktada temas etmedikleri kanısına varılabiliyor. Birbirlerine karşı nasıl konumlandıklarını anlamak için de yine bahsedilen kaynaklardan zuhur eden ve zihnimize ulaşan başka bir malumatlar, talimatlar toplamını dikkate alıyoruz. Yani kendi içindeki ilişkisini anlamaya çalıştığımız “toplam”ı yine aynı kaynaklardan gelen başka bir “toplam”la kıyaslayarak düşünüyoruz.

Aynı biçimde, yaşamımızı ve düşüncemizi oluşturan, değiştiren, dönüştüren belirli/belirsiz sabiteler ve belirli/belirsiz değişkenler var. Değişkenler, sabite olabiliyor ya da sabiteler sorgulanabilir hale gelebiliyor. Bu değişkenlere ya da sabitelere karşı duruşumuzu da, büyük oranda, bahsedilen kaynaklardan gelen farklı “silsile”ler belirliyor. Bu noktada, meydana gelen değişimlere karşı duruşumuz, istemli ya da istemsiz, farkında olalım ya da olmayalım bir mukavemete dönüşebiliyor veya kabullenme halini alabiliyor. Peki, neye göre, ne ile kıyas ederek duruşumuzu belirliyoruz?

Hiçbir hakka dayanmadan aklımızı kuşatan, elimizde kalan her şeyi izafi hale getiren savruk iletilere karşı idrakimizi zinde tutmak, malumat, talimat paylaşımının hızı ve yoğunluğu arttıkça daha da zorlaşıyor. Maruz kalınan yığının hacmi büyüdükçe kalitesi azalıyor, derinliği neredeyse yok oluyor. Ve bu derinlik kaybını haklı bulmamız, sahiplenmemiz için gereken şartlar uygun durumda karşımıza çıkıveriyor. Evet, tabi olunan zuhurat insanın ve toplumun yaşamsal bütünlüğü[1] içinde son derece önemli hale gelebilmekte. Evet çevremizde olan/ olmakta olan her olaya, karşılaştığımız her şarta müdahale edemiyoruz ama yaşantımızı, düşüncemizi yoğuran her hal ve şerait bizim ya da öteki bizlerin idrakinde, düşünsel bütünlüğünde bir iz bırakıp başka bir uğrağa gidiyor. Şartların değişme hızı idraki bütünlüğümüzü, anlama çabamızın kapsamını ve türünü tahrip eder hale geldikçe, şartlara, malumatlara, talimatlara karşı koymak da anlamsız hatta küçümsenir hale geliyor. Bu manasıyla üzerinde durulması gereken durum tek tek “ne üzere yaşadığımız” ve neyi doğru/yanlış düşündüğümüz değildir. İdraki bütünlüğümüzün içinde bu yaşamanın/düşünmenin nereye denk düştüğüdür. Duruşumuzu da bu idraki bütünlüğe göre belirliyoruz. Daha doğru bir ifade ile idraki bütünlüğümüze nispetle belirlememiz gerekiyor, uyanık zihinler için.

Bize gelen, ulaşmaya çalıştığımız her türlü bilgi, tecrübe farkında olsak da olmasak da idraki bütünlüğümüz içinde bir anlam ifade ediyor. O idraki bütünlüğü değiştiriyor, dönüştürüyor; öte yandan aynı zamanda ve paralelinde idraki bütünlük içinde yoğuruluyor. İdraki bütünlüğümüzü baskılıyor ya da anlam dünyamızın idraki bütünlüğümüz içindeki yerini sağlamlaştırıyor.

Apaçık şekilde gelen darbelere karşı mukavemet gösterebiliyoruz. Dirayet sınırımız hayli ötelere genişleyebiliyor. Birbirimize destek olup uyanık kalabiliyor en nihayetinde darbeyi defedebiliyoruz. Peki, normalleştirilen şartlarda, zihinlerimize yapılan müdahalelere karşı durumumuz nedir? Bir kere daha sorulursa, zihinlerimizin, anlam dünyamızın oradan oraya savrulmasına karşı duruşumuz nedir?


[1] Bütünlük fikrine yaptığı vurgu ile bize hem bir imkan hem de sorumluluk sunan Turgut Cansever’e şükran ile.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir