ÇARE: EZBER BOZMAK

BÜŞRA SUNMEZ

ezber-bozmak

‘Birazcık emekle her şey değiştirilebilir’ sözü Tracy Pine’a ait. Tracy Pine, Sam Bobrick’in güzel oyunu Halktan Biri’nin kahramanı. Pine’ı izlemek bir anlamda evdeki ben’e ayna tutmaktı. Çünkü Pine halktan biriydi, Amerikan hükümeti ve onun yönetimi hakkında belli düşünceleri vardı.

‘Ben üniversitede okumadım, öyle koca koca yerlere gitmedim’ derken teoriden ne kadar kopuk olduğunu, bizzat hayatın içinden, pratikten seslendiğini göstermeye çalışan Pine’ı yaşamak, oyun boyunca zor olmadı. Çünkü teorik anlamda her ne kadar süslü süslü laflar etsek, beyin fırtınaları yapsak da kapalı mekanlardan sıyrılmadığımız, kurtulmadığımız, bunu istemediğimiz sürece hepimiz ona benziyoruz. Oyundan çıkarken, gözyaşlarımı silmeye çalışırken verdiğim mücadele de bir nevi onun mücadelesinin yansımasıydı.

Oyun hakkında daha fazla bilgi vermek istememekle birlikte son olarak şunu söyleyebilirim ki Pine’ın her defasında büyük bir merakla, heyecanla insanlık için bir şeyler yapabileceği düşüncesiyle umutlanması, aynaya bakarken gördüğümüz aslında görmemek için türlü taklalar attığımız, kaçtığımız biz’i gözler önüne sermekteydi. Çünkü insan karmaşık bir varlık. Sorunları yaratan da çözümü bulmak zorunda olan da o. Duygusal anlamda da belli tatminlerle ayakta duran bir varlık aynı zamanda. Güçlü görünmeye çalışan ama çoğu durumda acziyetinin farkındalığı altında ezilen, zaman zaman bunun ardına sığınan, zaman zaman da bunu görmezden gelen kibriyle yok olan, silikleşen bir varlık.

Hele ki bu çağda insan olmak, insan kalmak sürekli bir efor sayesinde mümkün. Bu eforu nasıl ve ne yönde kullanacağımız da bize kalmış. Kimi dünyada yaşananlara sırt çevirmekle insan kalabildiğini düşünüyor, kimisi ise bizzat toplumun içinde, toplumla bütünleşik yaşayarak, ülke ve dünya gündemiyle haşır neşir olarak, ancak bu sayede insan olduğunun farkına varabildiğini düşünerek yaşamını sürdürüyor. Bu yaşantıların ve görüşlerin her birinde ayrı bir sorgulama alanı açmakta fayda var. Görüşlerden ilkine sahip insanlar konusunda her ne kadar bu sorgulamayı yapmak kolay olmasa da aslında insanın özünün cevabını vermek zorunda olduğu bir soru var: Teori ile pratik birlikte ne kadar mümkün?

Gerek felsefede gerekse tüm ideoloji, inanç, düşünce ve görüşlerde sıklıkla sorgulanan bu konu, önemini her çağda ve her toplumda koruyor. İnanç alanı olarak örnek vermek gerekirse İslam’dan yola çıkarsak iman ve amel birliği, insanı insanı yapan daha doğrusu mümini mümin yapan bir olgu. Bir ideoloji olarak ele alabileceğimiz Marksizm açısından da bakıldığında görülür ki, teori ve pratik birlikteliği işçi sınıfının mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olmalı. Tasavvufta da aynı şekilde kişinin düşündüğü ile eylediği bir tutarlılık bir bütünlük arz etmeli. Tüm bu görüşleri ortaya koyan varlık, tür olan insan, yine bu görüşlerin hayata uygulanmadığı noktada sorun yaşayan ve çözüm üretmek durumunda kalan yine aynı varlık insan.

İnsan eğer isterse tüm bu düşünce yapılarını oluşturabilecek güç ve potansiyeli kendinde bulduğuna kendisini inandırabilir, ikna edebilir ve böylelikle tutsaklıklarından kurtulur. Ancak burada önemli bir mevzu var. Mevzu insan için önemli bir fiil olan ‘istemek’ fiilinin varlığı. Bu, insanın cüzi iradesine sunulmuş.

Bazen bir olaya çok sinirlendiğimizde, bir durum karşısında öfkemizi kontrol etmeye çabaladığımızda, bu olayın ya da durumun sebebi olduğunu düşündüğümüz insan ya da insanlara ‘Allah ıslah etsin’ deriz. Bu bana göre bir duadır ve bu duanın karşılığında Tanrı katında bile, o kişi ya da kişilerin ıslah olma fikrini kendilerine gerekli görüp görmemeleri bile bir değer taşır. Burada her durumda ve koşulda insanların ıslah olma durumuna açık olmaları gerek. Aksi taktirde ıslah olmayı istemediklerinden ıslah olamayacaklar ve acı devam edecek.

İstemenin önemi, insanın -ya da her durumda ve her koşulda insan kalanın- emeğin kutsiyetine kendini inandırmasında da açığa çıkar. İstemenin yanında emek harcamak, çaba göstermek de yer almalı. Çünkü bütünlük ve tutarlılık ancak böyle mümkün olabilir. İstemek şu aralar en çok birlikte yaşam konusunda etkili olabilecek bir eylem de olduğundan ayrı bir önem daha taşır.

Teori pratik birlikteliği konusunda olduğu gibi insanlar birbirlerinden ne kadar farklı duygu ve düşünce dünyasına sahip olsalar da görüyoruz ki akıl, tür olarak insanın tek ortak noktası. Birlikte yaşam da birazcık emekle, eski ve köhneleşmiş bu sistemin kökten değişmesini sağlamakla mümkün olacak. Islah olmayı isteyen insandaki isteme fiilinin yüceliği türünden ezber bozacak fiiller edinmemiz gerek.

Bunlar çok basit ancak söylendiğinde muhteşem yankılar uyandıracak türden ifadeler. The Great Dictator filminin son sahnesinde Charlie Chaplin’in yaptığı konuşma tam da bu gerekliliği yansıtacak türden:

“… Hepimiz birbirimize yardım etmek istiyoruz. Diğerinin mutluluğu hepimizi mutlu ediyor. Hiç kimseden nefret etmiyoruz, hiç kimseyi aşağılamıyoruz. Bu dünyada herkese yer var. Dünyada herkesi doyuracak kadar zenginlik var. Hayat hür ve güzel olmalı… Siz ne makine, ne koyunsunuz. Sizler insansınız. Kalbinizde insanlara sevgi besliyorsunuz. Sizde nefret yok. Sevilmeyen insanlar kin besler… Birlik olup harika bir dünya yaratalım”.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.