ÜRETEREK TÜKENİYORUZ

İSMAİL KAPLAN

ureterek-tukeniyoruz

Alvin Toffler 1980 yılında yayınlanan ve daha sonra “Üçüncü Dalga” ismiyle Türkçeye çevrilen kitabında, “tüketici” kavramının modern zamanlarda ortaya çıktığını, postmodern zamanda ise hem üreten, hem de tüketen bir “prosumer (= producer+consumer)” karakterinin var olacağını söyler.

Consumer sadece bir tüketici iken, Prosumer üretim sürecine dâhil olan bir tüketicidir. Bunu, sevdiği ürünün yeni tasarımını internet üzerinden oylayan kullanıcıdan, McDonald’s mağazasında yiyeceğini kendisi alıp çöpünü kendisi toplayan müşteriye kadar örneklerle genişletebiliriz. Bugün dünyanın en büyük taksi şirketi Uber’in kendine ait hiçbir aracı yok. Dünyanın en popüler medya aracı olan Facebook hiçbir medya içeriği üretmiyor. En önemli perakendeci Alibaba’nın stoğunda hiçbir ürün yok. Dünyanın en büyük konaklama şirketi olan Airbnb, herhangi bir mülke sahip değil.1 Bütün bu “büyük” şirketlerin sattığı mal ve hizmetleri, yine kendi müşterileri üretiyor. İnanılmaz, değil mi?

İnternetin ve sosyal ağların kullanımının yaygınlaşması ile beraber prosumer (şimdilik bu kavramı İngilizce olarak kullanmaya devam edeceğim, zira Türkçe karşılığı henüz bulunabilmiş değil) kavramı daha da somutlaşmaya başladı. İnternetin yapısından örnek verecek olursak, Dünyayı Saran Ağ (WWW) kablolardan ve sunuculardan meydana gelmektedir. Diğer uçta ise kullanıcının bilgisayarı, akıllı telefonu veya internete bağlanabilen herhangi bir cihazı bulunmaktadır. Bunların tümü bu ağa dâhildir. Web 1.0 döneminde, yani kabaca tarif edecek olursak internetin icadından blogların yaygınlaşmaya başladığı 2005’e kadar geçen süre içerisinde içerik üreticileri geleneksel medyada olduğu gibi büyük medya şirketleri idi. Web 2.0 döneminin başlaması ile birlikte bloglar, MySpace, Facebook, Twitter ve bugün kullandığımız diğer birçok araç yaygınlaştı ve sadece medya şirketlerinin değil, ağa bağlı olan herkesin serbestçe içerik üretip yayınlayabileceği bir ortama dönüştü.

Bu konu günümüze kadar genelde demokratik katılım ve doğrudan demokrasi bağlamında konuşulmuşsa da, özellikle mahremiyet ve emek bağlamında pek fazla ele alındığı söylenemez. Zygmunt Bauman ve David Lyon’un Akışkan Gözetim kitabı mahremiyet açısından konuyu ele almakla birlikte sadece sosyal ağları değil, tüm gözetim araçlarını konu edinir ve bir post-panoptik dönemden söz eder.

Yeni medya alışkanlıklarının oluşmasıyla birlikte, sermaye/medya sahipleri, bu alışkanlıkları kendi lehine kullanmaya başladı. Örneğin Türkiye’de kullanımı yaygın olan Ekşi Sözlük, Onedio gibi medya kanalları, geleneksel medyanın kullanıcılara sunduğu bloglar (Milliyet Blog, Radikal Blog vs.), büyük oranda kullanıcıların ürettiği içeriklerle yayın yapmakta, bu içeriklerin tıklanma sayılarındaki artışla birlikte daha büyük reklam ve kâr elde etmektedir. İşin diğer boyutunda kullanıcıya sarf ettiği emek karşılığında, kendi görüşlerini sunabileceği bir ortam sağlanmakta, fakat elde edilen maddi kazançtan, içerikleri üreten kullanıcılar mahrum kalmaktadır. Bu durumun bir sonraki adımında ise Facebook, Twitter gibi tüm içeriği kullanıcılar tarafından oluşturulan ve medya sahiplerini dolar milyarderi yapan kanallar yer almaktadır. Bu kanallar tarafından kullanıcılara herhangi bir ücret ödenmez. Bu, iş modeli, şirketlerin müşterilerini çalıştırdığı, “wikinomic” olarak adlandırılan bir modeldir.2

Diğer yandan sosyal ağlar bir “gözetlenme isteği”ni ortaya çıkarmaktadır. 90’lar ve 2000’ler boyunca televole/magazin kültürü yoğun şekilde medya yoluyla pazarlandı. İnsanlar günlük hayatında ünlülerin o hafta neler yaptığını konuşur hale gelmişti. Ünlülerin yedikleri, giydikleri, gezdikleri toplum üzerinde belirleyici rol oynuyordu. Bunun bir sonraki aşaması, o ünlülere benzemek adına onlar gibi yemek, giyinmek ve gezmek şeklinde gerçekleşti ve devamında bu durum, gençlerin evden kaçarak bu hayata ulaşmaya çalışması şeklinde zuhur etti. 2010’larla birlikte sosyal medya, gençlerdeki bu açlığın doyurulmasına çok uygun bir ortamdı. Madem o ünlüler gibi yaşamaya çalışıyoduk, insanlar bizi de o ünlüler gibi takip etmeliydi. Ne giydiğimizi, ne yediğimizi, nerede gezdiğimizi paylaşarak ünümüze ün katabilirdik. Sonunda yıllarca televizyonda seyrettiğimiz ünlülerin yaşam standardına ulaşamasak bile, biz de kendi çapımızda takip edilmeye değer (!) bir hayat tarzı oluşturmuştuk. Dolayısıyla diğer insanları “bizi takip etmekten” mahrum bırakmamalıydık.

Bu açıdan bakınca günümüzün “prosumer” sosyal medya kullanıcısı, ne tür bir içerik üretmektedir? Ürettiği içerik, genel itibariyle kendi mahrem hayatından müteşekkil bir içeriktir. Çünkü kapitalizm, günümüz insanına şunu telkin eder: “Satacak hiçbir şeyin yoksa, kendi bedenini/mahremiyetini sat!” İnsan, mahremiyetini kamulaştırdığı zaman birey olma vasfını, insan olma vasfını kaybetmeye başlar, bir metaya dönüşür. Üstelik metalaştırdığı ve pazarladığı kendisi, ne maddi, ne de kalıcı bir manevi kazanç sağlar kendisine. Sağladığı geçici manevi tatmin duyguları ise magazin kültürünün doğası gereği, üreteceği bir şey kalmadığı noktada son bulur. Bu noktayı kişinin mahremiyet algısı belirler. Bunun bir sonraki aşaması, ruhsal hastalık belirtileridir. OECD’nin “Bir Bakışta Sağlık 2015” raporuna göre dünya ülkelerinin birçoğunda antidepresan kullanımı günümüzde 2000 yılına göre iki kattan fazla oranda artmıştır.3 Bu artışın bir sebebi olarak insanın kendi benliğini metalaştırmasını ve zaman içerisinde bu metayı tüketip, ruhsal çöküntülere uğramasını sayabiliriz.

Oysa insanın ürettiği içerik, kendi mahremiyeti değil, sahip olduğu akıl ve irade yoluyla ortaya koyduğu bilgi olmalıydı. Zira beşer değil, insan olmanın en önemli unsuru bu akıl ve iradedir.

Kendi mülkümüz olan fikirler üretmedikçe; fikirlerimizi hayata geçirecek, insanlığa ve İslam’a hizmet edecek iradeyi gösteremedikçe, kendimizi tüketmeye başlayacağız ve bir zaman sonra insan olma vasfımızı kaybedip basit bir metaya dönüşeceğiz.

DİPNOTLAR

(1) http://techcrunch.com/2015/03/03/in-the-age-of-disintermediation-the-battle-is-all-for-the-customer-interface/ (Erişim tarihi: 12.11.2015)

(2) Ritzer, G., & Jurgenson, N. (2010). Production, Consumption, Prosumption. Journal of Consumer Culture, 13-36.

(3) http://www.keepeek.com/Digital-Asset-Management/oecd/social-issues-migration-health/health-at-a-glance-2015/antidepressant-drugs-consumption-2000-and-2013-or-nearest-years_health_glance-2015-graph175-en#page1 (Erişim tarihi: 12.11.2015)

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>