PUT SOSYOLOJİSİNE GİRİŞ

MUHBETTİN KENBEN

put-sosyolojisi

Kavramsal Putların Şahı: Sekülerizm

Dünya bir uygarlık krizi geçirmekte. İnsan ruhu; aşırılığını, Peygamber izinden ayrılmayı pahalıya ödüyor, cezasını kendi eliyle verir gibi. İnsan hiç bu kadar yozlaşmamış, karakterler hiç bu kadar ödün vermemiş,  kaypaklaşmamıştı. Zeminler hiç bu kadar kayganlaşmamıştı.

Dünyayı sarsan ve istila eden ideolojiler her yere yayılmakta, uygarlık çok derin bir sancı çekmekte. Görünüşler tamamen aldatmadan ibaret artık. Düşünenlerin kafasında çatışma, ruhlarında içten içe kaos var. Sancılar var yerle yeksan eden, aşındıran ve felce uğratan. İnsanların kafası karmakarışık: ne olacak halimiz? Sorun nedir? Çözüm nedir? Dünya nereye gidiyor? Geleceğimiz nedir? Gençlere ne oldu? Maç kaç kaç bitti, transferler ne oldu? Özgürlük, eşitlik, politika, futbol, okul, YGS, KPSS, ev, araba… Sözün özü, derdimiz çok!

Bir derdin panzehirini bulmak için önce zehrini öğrenmek gerekir. Bulaşan zehri tanımadan, bilmeden, panzehir üretmek imkânsızdır. Neyin esareti altında olduğunu bilmek, esaretten kurtulmanın ilk aşamasıdır. Aksi halde çabalar boşunadır. Meselelere de bu şekilde bakmak gerekir.

Hızla yayılan ve kalbimize işleyen çeşitli ve tehlikeli putlarla dolu olan bir dünyada yaşıyoruz. Irk, mal, mülk, çocuk, lider, kavramlar… Günümüzün en büyük zehrini yansıtan bu putlar, artık İbrahim (a.s)’in kırdığı putlardan farklı ve belki de çok daha sarsıcı… Bu putlar soyut, bu putlar vahşi, bu putlar sinsi…

Günümüz putlarının zehrini oluşturan zihinsel sömürünün mimarlarından, en vahşilerinden ikisi, ideolojiler ve kavramlar. Hayatı yöneten ve yönlendiren, soyut, zihin işgalcisi olan İdeoloji ve kavramlar, gündelik hayatların tam da ortasındalar. Bizi biz olmaktan çıkaran faaliyetlerin teorik mimarları bunlar…

Bu ideoloji ve kavramların en tehlikelilerinden, belki de en tehlikelisi seküler ideolojidir.  Sekülerizm, yani dünyevileşme; en kabaca bir tanımla ilahi olana yani Allah’a karşı açılmış bir savaşın adıdır. Dinsel olanı ve dinsellik atfedilen her şeyi, bireysel ve toplumsal yaşamın dışına iten, ilahi olanla ilişkinin kesilmesini şiar edinmiş ideolojidir.

Seküler ideoloji semavi olanla bağları kopartma girişimidir. İnsan merkezci bir yapıdır.

“İnsan, kendi kendine yeter” felsefesini taşıyan büyük bir puttur…

Evet, artık insan kendi başına buyruk edinilmiş, yaratıcının hükmü saf dışı konumda tutturulmuş, ve insanın meşguliyeti sadece eşyayla hemhal olmayla sınırlı tutulmuştur. Bugün seküler çağda yaşadığımız bir gerçektir.

Hristiyanlığın ilk yıllarına ya da daha gerilere gidildiğinde, ilahi olanın, yani yaratıcı şuurunun olmadığı bir ortamdan söz etmek neredeyse imkânsızdır. Bu yüzyıllarda yaşayan toplumlarda her alanda din vardır; din her yerdedir ve toplumsal yaşamın tam da içindedir; gerek doğasal faktörler gerek yaşam biçimi, insanın madden ve manen farkındalığını güncellemektedir. Fakat Nakib El Attas’ın da deyişiyle, Hristiyanlığın Batılılaşması,  seküler sürecin de başlangıcı olmuştur. Ve bu süreç daha sonraları çeşitli buluş ve icatlarla hızla etkisini arttırmaya devam etmiştir.

Reformun mucidi Luther ve yandaşları kilise zulmünün faturasını doğrudan olmasa da dolaylı olarak ilahi olana kesmiş ve ilahi olana savaşı başlatmış, beşerin hükümranlık sevdasında öncülerden olmuşlardır. Böylece sekülerizmin siyasi kolu olan Laisizme de kapı sonuna kadar açılmıştır.

Akış daha sonra “düşünüyorum, o halde varım” hitabının önce dile gelmesiyle, sonra pratiğe geçmesiyle devam etmiştir. Bu hitapla insan kendisine şunu söylemiş oluyordu: “Ben kendi varlığımı, kendim dışındaki herhangi bir varlığa borçlu değilim.” Bu ise put sosyolojisinin temel şiarlarından biridir.

Son beş yüz yıla gelindiğinde ise, bilimin ve teknolojinin gelişmesiyle, hesapta olması dahi hesapta olamayacak kadar değişen ve dönüşen yapı, insan şuurunda ve gündelik yaşamında inançsızlık devinimini arttırdı. Naif anlayış yerini eleştirel şüpheye değil, sorguyu neredeyse tamamen inançsızlığa götüren bir septik yaklaşıma bıraktı.  Bu devinim, kalbi saf dışı bırakarak, yerine salt aklı yerleştirdi. O da yetmedi, akıl dahi günümüzde bilim tarafından tehdit edilmeye başlandı. Robotlaşmış insan profili,  dogmatik bir bilim anlayışı yerleşti.

Seküler ideoloji, bencil ve tamamen pragmatik (faydacı), oportünist (fırsatçı) kafalar ortaya çıkardı.  Bu Seküler Nizam sinsice içimize girdi. Seküler yaşam Müslüman toplumlarda İslamî bilincin yapısını bozuma uğratmaya çalışmakta, inanan şuurluları hedeflemektedir. Ve bütün bunlar seküler ahlaki yapıyı doğurmuştur.

Seküler kafa, ahlakı ve kafaları iğdiş etmektedir.

Seküler ahlak; itiraz etmeyen ve sorgulamayan, sömürünün karşısında sessiz ve halinden memnun, kendisini Müslüman diye nitelendiren güruhlar ortaya çıkaranların; arzuyu kendine put edinmişlerin, rahatı uğruna bütün yolları mubah kılanların, tiryaki haline getirdiği haramı kaybetmemek için bin dereden su getirenlerin ahlakıdır.

Seküler kafa; ahlakı, peygamber uyarıcılığını, bu hayat biçiminin sağladığı rahatlığı bozacağı endişesiyle yumuşatıp reddedenlerin, kendi kaderi üzerinde mutlak hâkimiyet kurmaya çalışanların ahlakıdır.

Ve bu seküler ahlaki nizam, vahşi bir nizamdır.

Bu nizam, İslam ümmetinin boynuna takılmış prangalardan bir prangadır.

Bu vahşi ideolojilerin karşısında duran tek yaşam biçimi İslam’dır, hem de Müslümanlara rağmen. Kesinlikle bilinmelidir ki, derdi İslam olmayanın fiiliyatı batıla hizmettir. Malik Bin Nebi, sömürge edilebilir durumdaysak mutlaka sömürge haline getirileceğimizi, sömürge edilebilir durumdan yakamızı kurtardığımız an sömürge olmaktan kurtulabileceğimizi iddia eder.  İşte bu seküler yaşam biçimi, kafa yapısının sömürülmesine davetiye çıkarmaktadır. Oysa Müslüman mevcut hayatın bizzat diyalektiğini ve dinamikliğini değiştirmek zorundadır. Müslüman, teoride ve pratikte peygamber şuurunun göstergesini gündelik yaşamında göstermelidir.

Her şeye rağmen insan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir. Bu girişim ancak ve ancak karakterini mesele edinmiş Müslümanın varlığıyla bertaraf olur. Bilinmelidir ki Allah’ ı yücelteni küçültecek bir güç olmadığı gibi, Allah’ı menfaatine kurban edeni de yüceltecek bir güç yoktur.

Bunu da okuyabilirsiniz...

1 Response

  1. Sukeyna diyor ki:

    Allah razı olsun inşAllah, çok anlamlı bir paylaşım,, “Muhabbetin kenben,
    Devamını dilerim,,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>