MAHREMİYETİN MAHRUMİYETİ

YUSUF AYYILDIZ

mahremiyet

Yaratılış gayesini unutan bütün toplumlar, modern dünya içinde bir girdaba sürüklenmekten kendini kurtaramadı. İnsanın varlık sebebi Allah’a kul olmaktan başka bir şey değildi. Allah’a hakkıyla kul olmak, bilinç ve yürek işidir. Bunu da gerçekleştirmek için, insanın fıtratına ters olan şeylerden uzaklaşması öncelikli bir konudur. Günümüz dünyasının içine düştüğü en büyük tehlikelerden biri de, mahrem olanı unutmasıdır. Allah insanı yarattığında ona utanma duygusunu vermiş ve onu korumasını istemiştir. Hz. Adem yasak ağaçtan yediğinde vücudu açılınca hemen yapraklarla mahrem yerlerini kapatmışlardır. Bu da gösteriyor ki mahremiyet, insanın fıtratında vardır. Fakat günümüzün en acı hissettiği ve en çok ihtiyaç duyduğu bir mesele haline gelmiş olması, bu konunun insanlar tarafından tekrardan muhasebe edilmesini gerektirmektedir.

Modernizm, kapitalizm, sekülerizm, post-modernizm… Bize varoluşun amacını unutturdu. İnsanın olmazsa olmaz duvarını, kamuya açılmaması gereken gizlerini meydanın tam orta yerine açtı. Bu da Müslümanların içine düştüğü büyük bir akıl tutulmasıdır.

Mahremiyet, insanın herkesle paylaşmaması gereken veya saklanması gereken şeyi ifade eder. Bu düşünce toplumların bakış açılarına göre zamanla değişmiştir. Yani mahremiyetin nerde başladığını ve neyin mahrem olduğu sürekli olarak tartışıla gelmiştir. Batılı için insan gövdesinin mahremiyeti, onun kamusal alanda “dokunulmaz” olmasıyla güvence altına alınmıştır. Hatta mahremiyetin ihlalini “cinsel taciz” olarak adlandırmaları dokunarak mahremiyeti ihlal etmelerinden kaynaklanıyor. Fakat doğu toplumları mahremiyeti dokunma duyusuyla değil, görme duyusuyla ilişkilendirir. Mahremiyet, mahrem olanın başkalarından saklanması veya kapalı tutulmasıdır. Meseleye buradan bakınca islamdaki tesettür de mahremiyetin ideolojik kökenlerinin aynı olduğu görülmektedir. Çünkü her ikisinde de kadının mahremiyetini güvence altına alma önlemleridir. Bu noktada batı ile doğunun mahremiyet anlayışı tamamen birbirinden zıttır. Çünkü batı kadını teşhir etmeyi, onu kamuya açmayı özgürlük meselesi olarak görmüştür. Fakat doğu düşüncesinde ise kadın inci gibi değerli görülmüş ve onun teşhir edilmesi uygun görülmemiştir. Bu da gösteriyor ki batı ile doğunun düşüncesi, doğu ile batı gibidir.

Teknolojinin hızla gelişmesi, insanın daha çok narsist olmasını hızlandırmıştır. İnsanın kendini görünür kılma isteği, aslında onun kendini tüketmesiyle eşdeğerdir. Artan medyanın faturasını mahremiyetin aşınması olarak ödüyoruz. Jean Baudrillard’ın da dediği gibi günümüzde insanlar simülasyonlarda yaşıyor. Sanal ile gerçeği ayırt edemeyecek hale gelindi artık. Zaman ve mekân kavramı ortadan kalktı. Kitle iletişim araçları, insanların beynini uyuşturdu. Her gün milyonlarca mesaj iletiyor ve bunu kavrayamayan toplum, kendi mezarını kendi kazıyor. Günümüz toplumu artık hız toplumudur. Sosyal medyanın hızla yayılışı ile mahremiyetin sınırları tekrardan çizilme gereksinimi buldu. Mahrem olanı saklamak için perdeleri kapatırken, sosyal medya o perdeleri sonuna kadar açtı. Modern dünyada medyanın gözü artık her yere girmektedir. Çağımızı bu kadar hızlı ve dinamik kılan da budur. Fakat bunun faturasını çok ağır ödüyoruz. Kim olduğumuzu unuttuk. Özümüzü kaybettik. Kendimizi kendi elimizle modern dünyanın zindanlarına hapsettik. Ve bunu gönül rahatlığı ile hiç çekinmeden yaptık. Çünkü hayatın içine o kadar daldık ki, nerde durmamız gerektiğini unuttuk. Niçin olduğumuzu unutunca da batılla meşgul olduk. Müslümanların bir an önce bu üzerindeki ölü toprağını atıp, yeniden bilinçli ve zihni noktada mahremiyetimizi takınmamız gerekmektedir.

Tüketim çağında olduğumuz için her şeyi tüketmeye başladık. Kişiliğimizi, ahlakımızı, mahremiyetimizi de tükettik. Namahremin tüketiminden mahremiyetin tükenişine doğru hızla yol almaktayız. Mahrem olanın kamusala açılması, ailenin çözülmesine neden oldu. Bu da gelecek nesillerin sağlam bir temelde yetişmemesine zemin hazırladı. İlk defa bir sonraki nesil bir önceki nesli danışma mercii olarak görmedi. Bunun altında yatan en büyük nedenlerden biri de mahremiyet duygusunun aşınmış olmasıdır. Son olarak Müslümanlar, varoluş gayelerini tekrardan hatırlamalı ve batıl olanla mücadele etmek için asil bir öfke sahibi olmalıdırlar. Aksi halde şuan içine düştükleri girdaptan çıkmaları çok zordur. Tarık Tufan’ında dediği gibi :”Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.” Ruhunu kaybetmiş bir dünya içinde kendini vahyin ruhu ile yeniden bilemeye başlamak dileğiyle…

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>