BİR BİLİNÇ MÜCADELESİ VERMEDİKÇE HİÇBİR SORUN ÇÖZÜMLENEMEZ

ATASOY MÜFTÜOĞLU

Oryantalist ideoloji, İslâm’ı, Müslümanları, İslâm kültür ve medeniyetini yabancı/öteki/insanlık dışı olarak kurguladı. Bu kurgu ile birlikte, İslâm dünyası halkları/kültürleri modern siyasal toplumdan ihraç edildiler. Müslümanların modern siyasal toplumdan ihraç edilmeleri, her konuda, her zaman, her tür saldırıya, kötülüğe açık hale getirilmeleri demekti. Modern tarih boyunca, emperyalist/sömürgeci irade, İslâm’a ve Müslümanlara yönelik saldırılarla ilgili ikna edici bir açıklamaya/gerekçeye asla ihtiyaç duymadı.

Modern/seküler/emperyalist dünya, İslâm’a ve Müslümanlara yönelik her uygulamanın meşru olduğuna, Müslümanların insan hak ve özgürlüklerini hak etmeyen ötekiler olduğuna inanır. Günümüzde de İslâm dünyası toplumlarını, kültürlerini, siyasetlerini şekillendirmek üzere ortaya konulan sömürgeci projeler, emperyalist-ideolojik-ırkçı çıkarlar için gerçekleştiriliyor. Modern zamanlar boyunca İslâm dünyası toplumları, İslâmî anlamda bir siyaset ve tarih bilincine sahip olmadıkları için, modernite ile, sömürgecilikle, küresel sermaye ile, Oryantalizmle tarihsel yüzleşmeler gerçekleştiremediler. Günümüzde de, İslâm dünyası toplumları sözünü ettiğimiz anlamdaki yüzleşmeleri gerçekleştirebilecek kadrolardan ne yazık ki yoksundur.

Düşünsel-kültürel-felsefi bağımlılığa maruz kalan toplumlar maalesef, büyük düşünürler, bilgeler, aktivistler yetiştiremiyor. İslâm dünyası toplumlarında tayin edici olan gelenekler/görenekler/alışkanlıklar, tarihsel çapta düşünmeye/anlamaya/çözümlemeler yapmaya izin vermiyor.

İslâm dünyası toplumlarında genel algı ve anlayışı geleneksel yaklaşımlar, romantik yaklaşımlar biçimlendiriyor. Aşırı duygusallıklar, etnik bencillikler/putperestlikler, mezhep bencillikleri ve putperestlikleri sebebiyle, zihinsel bir bataklığa saplandığımız için, kuşatıcı/derinlikli/nitelikli bir bilinç savaşı veremiyoruz. Ulusal çıkar mülahazaları, ahlaki ilkeleri/sınırları tanımıyor. Irkçılığa karşı, materyalizme karşı, faşizme karşı ahlaki anlamda müdahale edilemiyor. Türk ve Kürt ırkçılığı, ahlaki eleştiriden muaf olduğunu düşünüyor. Ahlaktan bağımsız duygular/arzular/ihtiraslar siyasal bir tercihe dönüşebiliyor. Türkiye’de Kürt sorununu sahiplenmek/paylaşmak, ırkçılıkları ve faşizmleri sahiplenmek ve paylaşmak noktasına gelebiliyor.

Irkçılıklar ve faşizmler yoluyla sürdürülen politik mücadelelerin, insanlığın bilincine, vicdanına, tarih ve siyaset ahlakına/bilincine hiçbir katkısı olamaz. Hangi ırkçılık adına olursa olsun, ırkçı sayılarının çoğalması, özellikle İslâm kültür ve medeniyetinin geleceği adına ürküntü veren bir gelişmedir. Hiçbir ırkçılıktan ortak insanlık değerleri adına hiçbir iyilik beklenemez. Irkçı her yapılanma, ırkçı her tercih, yanlış bir tercihtir. Hangi ırkçılık olursa olsun, hangi mezhepçilik olursa olsun, hiçbir ırkçılığın ve mezhepçiliğin kazancı/başarısı “iftihar” edilebilecek bir başarı değildir.

Her ırkçılık eleştirel çözümlemelere sonuna kadar kapalıdır. Her ırkçılık “biz” ve “onlar” düzleminde konuşur. Her ırkçılığın her zaman ucuz/bayağı karşıtlıklara ihtiyacı vardır.

İslâm dünyası toplumları günümüzde kendi inançları, kendi değer sistemleri, kendi dünya görüşleri tarafından temsil edilmiyor, kolonyalist bir dünya görüşü ve hayat tarzı tarafından temsil ediliyor.

İslâm dünyası toplumlarında bir bilinç mücadelesinin, sözünü ettiğimiz gerçek durumdan hareketle başlatılması gerekir. Bir bilinç mücadelesinin gereğine inanmış ve bu doğrultuda entelektüel sorumluluklar almış olsaydık, kendi inançlarımız, düşüncelerimiz, değer sistemimiz, politik sistemimiz, ekonomik sistemimiz, hayat tarzımız doğrultusunda konuşuyor, çözümlemeler yapıyor olacaktık. Bu doğrultuda elimizde bir programımız, projemiz olacaktı. Bu tür bir program ve proje üzerinde çalışıyor olsaydık, seküler/liberal/demokratik dayatmalara mahkûm olunmayacaktı.

İslâmî düşünce hayatı, bir bilinç mücadelesi programına sahip olsaydı, İslâmî düşünce üzerindeki baskıcı sınırları aşmış olacaktı. Bir bilinç mücadelesi vermek yerine Müslümanların şu ya da bu etnik mücadele, mezhep mücadelesi tarafından araçsallaştırılması, araçsallaştırılabilmesi kadar büyük bir trajedi olamaz. Bu durum ahlaki yetersizlikle ilgili olduğu kadar, kültürel yetersizlikle de ilgilidir. Etnik asabiyet, mezhep asabiyeti, lider asabiyeti Müslüman zihne/bilince vurulmuş korkunç bir prangadan ibarettir. Modern seküler zamanlar boyunca maruz bırakıldığımız onur kırıcı serüveni sorgulamak ve bu durumu aşmak üzere kapsamlı çalışmalar yapmak yerine, ilkel duygusallıklar ve bağnazlıklar üzerinde yoğunlaşmamız asla kabul edilemez, onaylanamaz.

Anlamlı hayatlar, anlamlı varoluşlar, fikirlerle, bilgeliklerle, içsel anlamlarla, derin duyarlılık biçimleriyle geçirilen hayatlardır, önyargılarla, karşıtlıklarla, slogan ve klişelerle değil. İnsan, kendisini bir ırka nisbet ederek değil, İlahi varoluşa, insanlığın bütününe nisbet ederek gerçek insan olur. Gerçek insan hiçbir put’a, putlaştırmaya itibar etmez. Putlaştırılan herkes insan olmaktan çıkar.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>