SESSİZ UZLAŞMALAR

ATASOY MÜFTÜOĞLU

Emperyal-küresel dünyanın/diktatörlüğün oluşturduğu, önerdiği, dayattığı gündem doğrultusunda düşünüyor, konuşuyor, tartışıyor, yazıyor, tepki gösteriyor, muhalif ya da muvafık oluyor, kimin haklı kimin haksız, kimin iyi ya da kötü, kimin terörist, kimin özgürlük mücahidi olduğuna karar veriyoruz. Bilincimizi, vicdanımızı, düşüncelerimizi, yönümüzü provoke eden manipülasyonlar karşısında, dezenformasyon karşısında savunmasız durumdayız. Kimilerimiz fikirlerin dünyasında yaşarken, kimilerimiz ideolojilerinin dünyasında, kimilerimiz iktidar/çıkar/güç mücadelesinin dünyasında, kimilerimiz de gerçek dünyanın dışarısında hayal dünyalarında yaşıyor.

Hizip-cemaat-mezhep gettolarına kapandığımız ya da kapatıldığımız için, insani/vicdani dünyalara yabancılaşıyoruz. İslam’ı gerçek içeriğiyle yaşamıyoruz, yaşadığımız geleneksel tezahüleri, gerçek içerik sanıyoruz. Ahlaki ve düşünsel bütünlükler konusundaki hassasiyetlerimiz zayıfladığı için, sözün onurunu koruyamıyor, propagandanın müptezelliklerine inanabiliyoruz.

Modern-seküler-kapitalist emperyalizmin, İslam toplumlarında gerçekleştirmek istediği en önemli proje, İslam toplumlarını etnik ve mezhepçi temelde bölmek, bu yönde şekillendirmekti. Bugün, toplumlarımız maalesef bu noktada bulunuyor. Hangi iç ya da dış nedene, hangi iç ya da dış gerekçeye dayalı olursa olsun, birbirimizle kavgalı oluşumuz, insani, özellikle de İslami yanımızın ciddi bir biçimde eksildiğini, erozyona uğradığını gösterir.

Pakistan’da, Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta, Lübnan’da, şimdi de Suriye’de karşı karşıya bulunduğumuz can alıcı sorunlarla ilgili olarak, bu sorunları sorgulamaya açmak yerine; tek boyutlu perspektiflerle, hizipçi yorumlarla bu sorunların bir parçası olmaya devam edebiliyoruz. Kronik, yapısal sorunlarımızla, zaaflarımızla, yanılsamalarımızla, yanlış bilinçlerimizle, benmerkezciliklerimizle içtenlikle hesaplaşmaya cesaret edebilmeliyiz.

Eleştirel soruşturmalar yapmaya cesaret edebilseydik, berrak fikirlerimiz, berrak düşüncelerimiz ve bilincimiz olacaktı. Ortak İslami ilkeler temelinde bütünleşememek gibi bir patoloji içerisinde yaşayabiliyoruz. Hiçbir konuda bugün, bir berraklığa sahip değiliz. Her şey, her geçen gün daha da bulanık/kirli hale geliyor. Konjonktürel yorumların ötesine geçemiyoruz. Çok ucuz, çok bayağı karşıtlıkların üstesinden gelemiyoruz.

Sessiz uzlaşmalar yaşıyoruz.

Hangi alanda olursa olsun, sessiz uzlaşmaların eylemsizlikle sonuçlanacağını hatırlamalıyız.

Benmerkezci dünyalar, ilgiler, tercihler, ilişkiler bizleri modern kabilelere dönüştürüyor. Birbirleriyle konuşmayan, konuşmaya tenezzül etmeyen, birbirlerini anlamayan, anlamaya çalışmayan, birbirleriyle tartışmayan kabileler birbirleriyle barbarca çatışıyor. Modernlikler hayati sorunlar karşısında her zaman çaresizdiler, bizler de kabilecilikler karşısında acz içerisinde bulunuyoruz.

Benmerkezci bağnazlıklar, iç savaşlar, düşmanlıklar ufuklarımızı karartıyor, toplumlarımızı yok oluşa sürüklüyor. İslami yanımız, umutlarımız, iddialarımız eksildiği için, neoliberal-seküler dilin/söylemin/gündemin/mantığın/ufkun sınırları içerisinde kendimize gelecek arıyoruz. Bu durum, nihai bir yenilginin ifadesi olmaktan başka bir şey değildir.

İslam toplumlarının sömürgeleştirilebilir, istikrarsızlaştırılabilir durumda olması katlanılabilir bir şey değildir. Bu kısırdöngü böyle devam edemez. Sömürgecilerin çarpıtılmış, önyargılı Doğu tahayyüllerini haklı çıkarabilecek şekilde davranmak derin bir trajedi içerisinde olduğumuzu gösterir. Modern zamanlar boyunca parçalanan zihin dünyamızı ve insani yanımızı bütünleştirmedikçe, seküler zamanlar boyunca parçalara bölünmüş İslam algımızı asli bütünlüğüne kavuşturmadıkça sözünü ettiğimiz trajedi devam edecektir.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.