BAŞLARKEN

ZAFER SÖĞÜTLÜ

Çinlilerin uyguladıkları bir işkence vardır. Öldürmek istedikleri kişiyi sıkıca bağlarlar ve bir yere oturturlar. O kadar sıkı bağlanmıştır ki, oturduğu yerde bir kütük gibidir ve göz kapakları kapanmayacak şekilde bantlıdır. Sonra karşısında büyük bir ateş yakarlar ve üzerine bir sac koyarlar. Sacın iyice kızmasından sonra çok keskin bir kılıçla bir hamlede kafasını keserler ve hiç zaman kaybetmeden kesilen kafayı kendi bedenini görecek şekilde sacın üzerine koyarlar. Isıdan dolayı beyne yürüyen kan beyinin bir süre daha canlı kalmasın sağlar ve o kişi kendi kafası kesilmiş bedenini izler.

İşte Irak işgalinde televizyonların bize yaşattığı şey tam da buydu. Kendi idamımızı, yok oluşumuzu izledik. Ancak beyin hücrelerimizin ölümü gerçekleşince sanrılarımız ve sancılarımız yerini boğuk, bulanık başka hazlara bıraktı. Sıkı sıkıya bağlandığımız koltuklarımızdan kapakları kapanmayan gözlerle izledik yok oluşumuzu.. Bir beyin ölümünün gerçekleşmesi kadar kısa sürdü kapıldığımız dehşet. Sonraları kasılan vücutlarımız gevşedi, sancılarımız hafifledi sonra belki de Edmund Burke’nin ifadesi ile zevk ve şehvete bıraktı..

Çin (bizim) topraklarımızı işgal ederken, bizler oturmuş camilerde Allah’ın 99 ismini 33 lük tespihlerle mi, 99 luk tespihlerle mi zikredelim tartışmasını yapıyorduk der, İsa Yusuf Alptekin.

Bütün bu katliamlar, işkenceler, iğrençlikler gerçekleşirken; tespih çekmekle tetik çekmek arasında ne yapılabilirin derdine düşen, Necip Fazıl’dan mülhem, sözlerimizin değil, çilemizin ortak paydasında buluşan, Atasoy Müftüoğlu ağabeyimizin söylediği şekliyle “tanış” olmayı arzulayan, birkaç gönüllü garibanın belki de ilk ve son nefesiyiz.

Dünyanın Global! Modern! Firavunlarının ve yerel yardakçılarının sebep olduğu bunca haksızlık, hukuksuzluk, katliam varken, söz söylemeye amil iken söylemeyen, elindeki taşı zalimlere savurmayan, öfkelenmeyen, buğz etmeyen, rahatını kaçırmamak için direnmeyi değil de tarafsız kalmayı erdem sayan bizden değildir.

İmam Azam’ın cenaze namazında 70.000 kişi olduğu söylenir. Hâlbuki aynı rivayet kendisini zindanda yedi kişinin dahi ziyaret etmediğini söyler.

Bugün bizler büyük salonlarda, büyük âlimlerin, akademisyenlerin, ilim adamlarının, entelektüellerin, konuşmalarını dinler, solanlardan çıkınca da alışveriş mabetlerine (AVM) koşarız. Gözyaşları içinde savaş haberlerine bakar, hemen ardından o savaşı finanse eden şirketlerin reklamlarını izleriz.
Irak’ın işgali sırasında tüm televizyon kanallarının tüm programları iptal edilmişti; reklamlar hariç. Çünkü savaşın finanse edilmesi gerekiyordu…

İyi niyetlerimizi ilmik ilmik boğazımıza geçirip, bizi her gün bir bir darağacına gönderen, medya cambazlığına soyunmuş hokkabazları, sihirbazları, soytarıları, bir kenara bırakıp, bizi çilemizin koyu gündemine davet eden, çilemize ortak olan insanların dünyasından umudu ve coşkuyu, “bir kupa su” misali taşımayı amaçlıyoruz. Ola ki, yangın yerine dönmüş ruhlarımız bir nebze umut ile ferahlar.

İlkelerimizi nefsimizin önüne alıp, sorunlu ve ilgisiz yapıdan, sorumlu bir kişiliğe terfi etme çabasıyla, bizleri bir sır gibi izole eden asrın hüsrana uğramış gündeminden sıyrılıp, oyuncu olmayı da, seyirci olmayı da reddeden özgür bireyler olmayı arzuluyoruz.

Hiçbir hizbin, gurubun ideolojisine alet olmadan, rüzgarına kapılmadan ve hiçbirinden hiçbir çıkar gözetmeden, insanların fikir fidanları yetiştirebileceğine inanıyoruz.

Yola çıkış amaçlarımızdan biri de, karda oynayan çocuğun İmam Azam’ı uyardığı gibi bizim de çocuk masumiyetiyle günümüz âlimlerini, ilim adamlarını uyarmak ve bu sorumluluğu vicdanı çocuk kalmışlara hatırlatmak, yahut Mimar Sinan’a minareyi düzelttiren çocuğun vazifesini yerine getirmektir.

Fikirler dünyasında boğulup kaybolmamak için bilinç sandallarıyla gezebilmeyi, vahyin aydınlığında, Resulullah’ın rehberliğinde, akıl pusulası ile yol bulmayı, kendi gündemimizle büyülenmeden, öncelikle kendimize sonra da çevremize faydalı olmayı amaçlıyoruz.

Evet yadırganabilir ama yaptıklarımızı ve yazdıklarımızı önce kendimiz için sonra çevremiz için yapmalıyız. Kendimize bir faydamız olmazsa etrafımıza da faydamız olmayacağı inancındayım.

İlkeler çerçevesinde düşünüp konuşmayı ve bu doğrultuda yazmayı, yorucu ve meşakkatli bir yolun sabır taşlarının toplayıcıları olarak, varacağımız noktada biriktirdiklerimizin mutlaka bir anlamının olabilmesi için niyetimizin rızayı- İlahi olması gerektiğinin şuuruyla hareket ediyoruz.

Bilginin egemen olması adına bilincin kurban edildiği, ahlakın yok sayıldığı bir dünyada üretilen sınırsız bilginin insana ve insanlığa fayda vermediği, şuur kazandırmadığı, giderek insanların bilginin kölesi haline geldiğini, aklı ve bilgiyi putlaştırdığını görmek çok acı. Güç odaklarının hizmetinde, bilinçten ve ahlaktan soyundurulmuş bilginin insana ve insanlığa ne denli felaketler açabileceğini hep birlikte gördük. Kavramsal boşluklarımız aynı dili konuşmamızı mümkün kılmıyor. Ortak bir dilin oluşmadığı bir toplumda, ortak bir bilincin oluşmaması, ortak bir amacın oluşmaması anlaşılır bir hal alıyor. Atılan rahmet tohumlarının, dikilen fidanların gözümüzün önünde eriyip gitmesi, yeşermemesi, toprağımızın zehirli olduğunun işaretidir. Bu rahmet tohumlarının yeşerebilmesi için önce toprağın zehrinden arındırılması gerekir.

“Miş”li zaman kipindeki menkıbe müfredatından kurtulup örgütlenmiş cahilliğimizi toprağa gömmek yetmiyor. Bir daha yeşermemeleri için üzerlerine bir de beton dökmek gerekiyor.

“Miş”li geçmiş zamanların ibretli (!) uydurma menkıbeleri ile yatak odalarımıza kadar giren pembe diziler arasında sıkışmış, ballı börekli, üzümlü çörekli hayatlardan; günlerini ve gecelerini aç ve susuz geçiren ümmetin diğer çocuklarının hayat seviyelerine terfi edebilirsek… Bekli o zaman ümitvar olabiliriz.

“Nereden başlayalım” klişeleşmiş sorusuna cevap aramıyoruz. Uzak uzak mesafelerdeki hedeflerimize ulaşmak için ihtiyacımız olan azığı yanımıza alarak, karşılaşacağımız ilk engeli bertaraf etmek başlayacağımız yer olmalı diye düşünüyoruz.

Doğru yolda olup olmadığımızı merak ediyorsak Kitab-ı Mübin’in 2/214. ayetindeki hükmü bize yeter delil olacaktır.

Bunu da okuyabilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>